6 Haziran 2011 Pazartesi

MADURUM BEN!

Mizah:
Merhaba:  Duyduğuma göre tinerci grubunuzla bizim toplantımıza gelmeyi düşünüyormuşsunuz. Özellikle davet edilmeden alelacele tabakhaneye mok yetiştirir gibi sizde o toplantıya katılacağınızı beyan ediyorsunuz. Bilmenizi isterim ki bu karar sadece benim görüşüm değil, diğer arkadaşlarımızla aldığımız ortak kararımızdır. Sizi o toplantıda görmek istemiyoruz. Umarım sizde saygılı davranır o toplantıya katılmazsınız. Neden niçin diye sorgulamaya kalkmayın kodum mu oturturum bilmiş olun!
Zira sizi davet etmememizin nedenini gayet açık biliyorsunuz. Bu uyarıyı inşallah dikkate alırsınız. Yoksa bu toplantıda gardımızı alıp size gününüzü göstereceğiz bilginize... Müstearlar: Rambo Zeyno, Amazon kraliçesi Zeyna,

Cevap: Ayol ben Annemden korkarım, tanışmadığım insanlarla eğlenceye filan gitmem ben! Komşum Mehmet emmi de yok, elimden tutsun. DR. Erol Bey de yok, nabzımı ölçsün (!) boşuna çağırmayın) "KISMETSE GÖRÜŞÜRÜZ" dedim ya; yani NEZAKETLE GELEMEYECEĞİM notu düşmüşken, yazdığımı istediğiniz şekilde düşünerek (uluorta yazarak) tavır koymanızın kendi algı ve psikolojik probleminiz olduğunu yazmak zorunda kaldım. Kusura bakmayın hanımlar...
NİCK: MADURUM BEN!

Kısmetse Görüşürüz” Demek; yani hakikatten MADURUM BEN’İN dediği gibi “NEZAKETLE GELEMEYECEĞİM” demek midir diye, gugulata da bir araştırma yaptım. Ve “KISMETSE GÖRÜŞÜRÜZ” ne anlama geliyor diye arattırdım. İşte bulduğum sonuçlar... ve tırnak içinde “MADURUM BEN”İN dediği gibi düşünürsek yazılanların ne anlam ifade ettiği!

- Hepinize, iyi bayramlar dilerim. Bayramdan sonra kısmetse görüşürüz.( kısmetse görüşmeyiz)

- Başkanım Eskişehir’den toplu halde geleceğiz İnşallah görüşürüz (İnşallah görüşmeyiz)

-Benim de ablam Ümraniye' de. Haziran gibi de benimle görüşürsün inşallah (görüşmezsin inşallah)

-İnşallah canım benim, görüşürüz kısmetse kaydirigubbakcemile2 (görüşmeyiz kısmetse)

- Senin avlak bölgeleri için verdiğin tavsiyelerine harfiyen uyucam Sende orada olursan tekrar görüşürüz Kısmetse (tekrar görüşmeyiz kısmetse)

-merhaba çıkmadan bakayım dedim eşimi zor ikna ettim kısmetse görüşürüz orada...(kısmetse görüşmeyiz orada)

Kısmetse görüşürüz demek güya olumsuzlukmuş yani gelemeyeceğim demenin nezaketlisiymiş! Ha ha ha. Güldürme beni...

Hasssstr oradan dümbük, Kıvırma; “seni aramızda istemiyoruz” diyorlar sen masal anlatıyorsun!

Kısmetse yüz yüze görüşürüz o zaman!

Sen nasıl anlarsan anla yani :))

27 Ocak 2011 Perşembe

Şahsa Özel Nasihat!

Len sen ne aşağılık adamsın? Fazla tık almak için tıklatmadığın bir yerin kaldı mı? Sen de hiç insanlık yok mu? Sen insan evladı değilmisin? Millet taziye yazıyor sen o sapık, bir şey ifade etmeyen atıklarını milletin gözüne sokuyorsun. O nasıl başlık öyle. "Blogta ...s" demek ne demek? Sen bunu kaç kişiyle yaptın mendebur herif. Senin cinsin üç seçenekli olmalı! Kitabı olan kitapsızın tekisin (!) Allah belanı versin adi şey..!
Yazında genelleme yaptığın için bunları sana şahsım adına yazıyorum. İnsanların öfkelerinden zevk aldığını biliyorum! Bu sapıklığının başka boyutu olmalı. Aklı kç kaçmış şer.... pzvk! SAYGILAR...

Not: Zaman zaman ağzımı bozmak zorunda bırakıldığım için muhatabım veya muhataplarım hariç tüm okuyuculardan çok çok özür dilerim. Yukarıdaki söz konusu kişi binlerce insanı itham eden ve herkesi ilgilendiren bir kategoride "Blogta ...s" adlı bir yazı ve başlık kullanmıştır. Bu yazı kendisine cevap niteliğinde yazılmış ve link bir başka yazımın içinde okuması için verilmiştir. Tüm aklı selim dostlardan bu konu için verdiğim rahatsızlıktan dolayı tekrar özür dilerim.

Şayet o yazının orada yayınlanmasına izin verilmemiş olsaydı bu yazı da vücuda gelmeyecekti! Demek ki neymiş? Yorumlarımıza ambargo uygulayan idare bu tür blogların burada yayınlanmasına izin vermiyecek veya kategorisini değiştirecekmiş!
Saygılarımla....

15 Aralık 2010 Çarşamba

Hey Geri Zekalı!

Sen şizofrenik, aptal, geri zekâlı, sapık ruhlu, birisin. Hayal dünyada başka başka kişiliklere giriyor, bazen bir kadın oluyorsun bazen bir dönme; bazen erkekliğe yakışmayacak bir karakter. Ruh halin berbat, birbirine uymayan iki çarpık paragraf yazıyorsun, kendini bi bk sanıyorsun! Senin sapık ruh halin hiç kimseyi ilgilendirmiyor. Yalnız kalmış bir zavallısın. Kimin ne yaptığı ne yazdığı seni neden ilgilendiriyor bu kadar? Kategori (blog) manyağı olmuşsun. Senden başka bir iki manyak daha var kendini bir bk sanan. Siz söz konusu sitenin yüz karası sapık ruhlu psikopatlarısınız. Dün, ben senin başka başka kimliklerle yazdığını (!) söylerken sen bunu inkâr ediyordun! Oysa bugün benim iddia ettiğimi sen İtiraf ediyorsun aptal herif! Madem itiraf edecektin niye inkar edip kç nı paraladın? Tuzu kuru maymun. Reklam manyağı oldun da ne oldu. Sen busun işte boş makara! Boş kafa! Sensin o sen; sen kendini iyi bilirsin genelde hep seni anlatırım (!) seni çok severim bilirsin!!!

Not: Bu yazıyı neden yazdım biliyormusun? Bu hakaretleri bu adi kelimeleri; sırf kaşındığın için! Bir hata yaptın özür dilemektense habire kendini haklı çıkarmaya çalıyorsun. Bugün yazdığın hedefine ulaşmamış ise hemen siliyorsun! Sana yalakalık yapanlar bile senin kuyruk acını hafifletemiyor! Öyle berbat bir ruh halindesin ki, sürekli yazdıklarınla çelişiyorsun. Bunu yüzene vurduklarında yazdıklarını güncelliği kalmadı diye siliyorsun. Oysa benim senin hakkında yazdıklarım sürekli güncelliğini koruyor. Çünkü aptallıkların sürekli devam ediyor. Birkaç mektepli yalakan var ve aranızdaki bu güçlü bağlantıyı anlayamadım (!) tahminimden öte duygusal bir ilişkiniz olabilir mi? Neden hep aynı kişiler... yazı diye yazdığın dışkıların altında toplanıyor?

Bak, Kösem Sultana demiştim değil mi? Sen bu şizofrenin gerçek yüzünü gördüğünde o zaman beni anlayacaksın! Şimdi beni anlamış olmalı ki  bu salak yazılarına yorum yazmayı veya körü körüne sana destek olmayı bırakmış.
Hoş, gerçi onunda senden bir farkı yok ya; olsaydı benim ne söylediğimi zamanında iyi anlar o da senin gibi dışkılarını milletin gözüne sokmazdı! 
Altmış yaşına gelmiş bunak sultan!

Millet sizden ilgi ve alakasını kestiği zaman siz hemen polemik çıkaracak yazılarla ortaya çıkıyorsunuz. Tıpkı yılbaşı dansözü gibisiniz sayın bayım pöh gerçekten çok pis kokuyorsun pöh pöh.

İşte böyle sayın Bayım; Ne zaman benimle ilgili ufacık bir ima görürsem buradan cevabını alırsın. Eski defterleri karıştırma işine bak. Eski defterlerde senin adiliğin var ve defalarca gün yüzüne çıkardım bana cevap veremedin. Maymunun tekisin sana yazdıklarımı yayınlasaydın buraya yazmazdım. Yazdıklarımı yayınlamadan, yazılarım üzerindenyazı yazmana göz mü yumacaktım? Senin nasıl sapık duygular içinde olduğunu daha önce "AS" rumuzla yazdığın yazılardan biliyorum.

Artı başka kimliklerle kendine yorum yazıp insanları yönlendirdiğini biliyorum sen hakikatten hastasın başkasına değil kendine doktor bul emi adi kardeşim çavvv.

3 Kasım 2010 Çarşamba

Hep ben!

Resim: internet anonim ortam

Politika, para bilimi, işletme ve turizm lisans eğitimimden sonra 1985 ten 2010 yılına kadar 25 yıllık faal iş hayatımda. İş makinelerdeki egzoz bilyesi ses sorunlarını gidermek ve yine iş makineleri üzerindeki verim kaybını azaltma üzerine özel bir şirkette bölge müfettişliği yaptım. Petrol alanında, petrol tankerlerinin genç mühendislerimizin zaaflarından faydalanarak tanker boru hatlarını yanlış yere döşeyenlerin başına, bölgesel büyük şef oldum.

Arazilerdeki çalışmalarda bizzat, dozer, kepçe, greyder, silindir iş makineleri kombinasyonu sonucu ortaya çıkan oto yolların dayanıklılığı ve akıcılığını kontrol ve yollar üzerine yapılan menfezlerin, heyelan bölgelerindeki yapımları sırasında, yer değiştirmesini önlemek için zemin çalışmalarını yerinde inceleyen bilimin temsilcilerinin kontrol müfettişliğini yaptım.

Projeye uygunluğunu kontrol eden şef, amir ve mühendislerin; demirci ve ahşapçıların yani kalıpçıların yaptıkları işi kontrol edenleri kontrol ettim!

Birçok teknik başarılara imza atmış biri olarak, peşimde koşan büyük firmalara büyük transfer ücretleri karşılığında; bölgesel verimliliği arttırma mücadelesi kapsamında büyük şef, müfettiş, müdür, yönetici, danışman görevlerinde bulundum.

Karadeniz ve Marmara denizindeki balıkların geliş geçişi sırasındaki izleyecekleri yol haritasını ilk defa çizerek, yazarak ve hatta belgesel video çekimi olarak hazırlayıp ulaştırma bakanlığına ben sundum! Balıkların Marmara balıkçılarına yakalanmadan geçişleri ile Türkiye’deki balık popülâsyonun korunmasına ben yardımcı oldum!

1979 senesinde İspanyadan gelen kültür elçilerinin benzinleri bittiğinde onlara Çobançeşme BP den benzini ben temin ettim!

1995 yılında Almanya, İngiltere, İtalya ve ABD den gelen yatırımcıları Avcılar köyünün balta girmemiş ormanlarında safariye ben götürdüm. (Av yerine kola kutusu vurdular :) )

Yine 1978 yılında ıssız bir yerde mahsur kalan bir Alman bayan turistin başına kötü bir şey gelmesin diye en yakın askeriyeden benzin alıp memleketine ben uğurladım!

İlk defa Marmara’da Kalkan balığını ben tuttum, Boncuk Ali'ye yeşil kurtları çıkarırken, mamun tutmasını ben öğrettim. Celal ağabeye karikatür çizmesini, Hasan Basri’ye balık pişirmesini, ben öğrettim! Her taşın altında ben! Ben, ben, ben, ben ben,

Eee Yersen!



Resim: internet anonim ortam






İmalat Sektörü!

Geçenlerde “domates gaza geldi” demiş ve bir yazı yazmıştım. Sanki domates başına geleceğini bildiği için günler öncesinden bize erotik bir poz vermişti! Şimdi adamın biri eski defterleri kurcalamaya başladı; aklı kuyruğunda kalmış olmalı. Hani kuyruk derken bu muhabbeti de açmak lazım aslında. Daha önce başka bir köşemde başkaları için yazmıştım ama burada da benzer bir konu gördüğüm için şu kuyruk muhabbetinin linkini size verip işin aslını oradan öğrenmenizi sağlamam çok yerinde olacaktır. Buradan lütfen ( Konu başlığı “Domuzlar Şehre indi Çakallar Sohbete Geldi!” )
Orada sahte kimlikten kastım yazıların altına sahte kimlikle gelen ama aslında kim olduğunu bildiğim şahıslardır. Bunlar olmadık zamanda, olmadık yazının altına çıkagelirler ve ben bu yüzden onları… (linkte) benzetirim.
Şimdi domates erotik poz verirde, yüz bulmuş astar isteyen, kendini fasulye gibi nimetten sanan her fırsatta kendini dev aynasında gören birinin poposu kalkmaz mı?
Kalkar tabi! Ama bakın resme; bu vatandaş altın yumurtlayan tavuk misali, seri imalata geçmiş (!) Bir takım sorgulama yeteneği olmayan zerzevatlar bu şahsın çıktıları ile ne güzel eğleniyorlar. Bir yiyen bir daha sıraya giriyor.
Adamda öyle meziyetler var ki say say bitmiyor azizim :) Bizim potansiyelimiz sınırlı; Demirkapı, Kumkapı, Yenikapı, Bahçekapı, (Tarlakapı, Şirinkapı oha ufak atta civcivler yesin derler buna) Ferforje kapı vs.

Gönül hoşluğu, kapı boşluğu, pencere kolu, merdiven boyu, hürmet ve güzellik ile…

Her ne kadar, konu ortaya yazılmışsa bile (!) :) Eminim mesajımı alması gerekenler almıştır. Bu münferit yaratık rahat durmayıp üç kere yazıp üçbuçuk kere vaz geçtiğini beyan etse bile (!) sırt ağrıları çekmekte, sırtı kaşınmakta, bitleri ağır basmaktadır. Bitlinin tekidir, ağır teke gibi kokusu ekranın içinden dışa vuruyor. Münferit kişinin, münferit toplantılarda sırf kekleyebileceği dişi avına çıktığı, yanındaki aynı zihniyetteki saplar ile kibarlık taslayarak maymunlaştıklarının videosu tarafımdan kopyalanmış, ibreti âlem için bankadaki özel kasamda saklanmaktadır.
“Herkes yanındakini iyi tanısın” yazımın başrol oyuncularıdır bu tipler. Bunlar adamı yazarçizer takımı içinde şöhret ederler. Bunların suratına bir kez baksam on iki bölüm dizi yazarım. Bir tarafta sapsız gelmiş damlar, diğer tarafta damsız gelmiş saplar! Bunun adı “dostluk” öylemi? Ne kadar dost canlısı olduğunuzu, yazdığınız ipe sapa gelmez yazılardan anlaşılıyor zaten TAŞ KAFA!


30 Eylül 2010 Perşembe

Hiçbir Şeyi Küçük Görme!

“Ariflerden biri, çamurlu kaygan bir yolda, eteklerini toplayarak, dikkatli adımlarla yürüyordu. Fakat bütün çabasına rağmen düştü. Her tarafı çamur olduğu için, artık serbestçe yürümeye başladı. Bir taraftan ağlıyor ve ” İşte günaha düşmeden önce günahlardan sakınan adamın hali budur. Bir defa, iki defa… Günaha düştükten sonra, artık aldırış etmeden onun ortasında yürümeye başlar!” diyordu.

Büyük günahların yolu, küçük günahlardan geçer. Her büyük günahın öncesinde küçük günahlar vardır. Adam öldürmenin başlangıcı dedikodu, münakaşa ve düşmanlık olabildiği gibi, fuhşa ulaştıran yol da çoğu kez bir bakıştır.
Kötülüğü önlemek isteyenler!
Sevindiren ya da ağlatan manzarayı küçük şeyde arayın. Küçük şeyler küçük kalmaz, büyür. Yoldan hafife sapmak, sonunda yolu tamamen kaybettirir. Her şey küçük bir değişimle, aslından uzaklaşır.”

HZ. Ali. (r.a) güzel sözlerinden biri;
Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.”

Takvim yaprağı: 9 Şubat 2004 pazartesi.

&&&

-Allah insanları boş yere yaratmamıştır, her bir insanın yaşadığı hayat boyunca üstlendiği görevleri vardır. Bu görevler içerisinde insanlar; diğer insanlara ibret olacak vahim; veya keyif ve mutluluk verecek güzel olaylar da öncülük yaparlar.
Bizlerin hangi sahnede rol alacağımıza karar veren vicdanlarımız vardır. Tabi birde, bir çok tahlihsiz insanın iç geçirerek baktığı, doğuştan talihli insanlar vardır, hep gülen!
Bakıldığında içi görünmez insanların; ama kim bilir "gerçek" nedir veya neye hasret çekilir, gülen veya ağlayan gözlerin, doğru diye anlatılan, yalan sözlerin ardında!

Not: Güzel olan her sözü; ibret için saklarım, yeri gelir kulağıma küpe yaparım…
Mutlaka sizlerin de atmaya kıyamadığınız ve usulca kitaplarınızın arasına bıraktığınız, çok senelik; güzel takvim yapraklarınız vardır…


M.Talip Girgin.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Atatürk Öldü, Dil Katliamı Başladı.


Tüm Ulusumuzun Dil Bayramı Kutlu Olsun. “Onbirinci asırda Çin’de bir şarlatan, belkemiğindeki her aksaklık ve bozukluğu düzeltebileceğini iddia ediyordu. “Sırtınız, ister bir yay gibi olsun, ister bir karides gibi veya ister bir yüzük gibi olsun, bana gelin, derhal düzelteyim,” diyordu. Bir kambur, adamın dediklerine sorup soruşturmadan inandı. Şarlatan “düzeltici,” kamburu, bir tahta üzerine yüzüstü yatırdı; sırtına da adamın kamburuna bir kılıf gibi uyan bir tahta koydu. Ve başladı üzerinde zıplamaya…


Kamburun sırtı düzelmişti ama adam da ölmüştü! Kamburun oğlu, bu şarlatan “düzeltici”yi dava etmek istediyse de, şarlatanın cevabı şu oldu: “Benim vazifem, onun kamburunu düzeltmekti; yaşayıp yaşamayacağı beni düşündüremezdi.” Atatürk’ün ölümünden sonra, Türkçenin nasıl boğazlandığı üzerinde duracak bir yazı için bu Çin hikâyesinden daha yerinde bir giriş düşünemedim.
Türkçe’nin ifade gücü kayboluyor diye feryat edenlere, Türkçeyi gasp eden bu insanlar, buldukları beş-on kelimeyi göstererek, “bakın bu öz Türkçe sözcükleri artık sizde kullanıyorsunuz.” Diye sureti haktan görünmek istiyorlardı.
Kelime katliamı, “Türkçe’nin yeni tarifi ile başlatıldı
Atatürk’ün, Güneş-Dil Teorisi ile özleştirmecilikten vazgeçmesi, temiz ve güzel Türkçe’ye gönül verenleri sevindirmiş, güçlendirmişti. Ne var ki, onların bu sevinç ve mutluluğu uzun sürmeyecekti. Çünkü Atatürk’ün ölümünden çok kısa bir müddet sonra, Türkçe’nin başına neler geleceğinin belirtileri görünmeye başlanmıştı. Aralarında gerçek dilcilerin bulunmadığı, bir sürü kelin ve körün “dilci” olarak kabul edildiği bu Kurum’da toplananlar, Türk diline, istedikleri gibi tasarruf edeceklerini gösteriyorlardı. Onların, özleştirmeyi nasıl yürüteceklerini, Türk Dil Kurumu’nun senelerce genel yazmanlığını yapan Ömer Asım Aksoy şöyle anlatıyordu;
“…dil, doğal ve toplumsal bütün olaylar gibi müdahale kabul eder… Kırk yıldan beri dilimizde görülen gelişme, bu müdahalenin etkisiyle olmamış mıdır?”…

Efendim, Türk dilini, babalarından kalan bir çiftlik gibi kendi tasarruflarına geçiren bu insanlar, birazdan göreceğiniz gibi, en küçük bir tenkide yeltenmek cüretini gösterenlere hemen kapıyı işaret ediyorlardı. Haşim Nihat Er-bil, aynı kitabında diyor ki:
Dil Kurumu, dil hakkındaki düşüncelerinin doğruluğundan o kadar emindi ki, 1942 Kurultay’ını açarken, Kurultay’da kimlerin gelip neler söyleyeceğini önceden tasarlanmıştı… Kurum, önceden seçtiği bazı yazıcıları ve profesörleri Kurultay’a soktu ve kurultayın kapısını bunlardan başkasına kapadı… Türk dili münakaşa edilen bir yerin kapısı, bütün Türklere açık olsaydı, dilin ne olduğunu bilenler, Kurultay’a gidip Dil Kurumu’nun ve ona uyan birkaç profesörün dilden hiçbir şey anlamadıklarını bağırarak onlara söyleyecekti!”*

Tarih, Dil Kurumumuz üzerinde ne kadar tekerrür eder bilemem ama bu gün, biz blog yazarları olarak, tarihten ve bu yazılanlardan ders çıkarmalıyız. Daha fazla entelektüel görüneceğiz diye, Türkçemizde olmayan kelimeleri varmış gibi yazarak, Türkçemizi daha fazla kat etmeyelim! Bazı arkadaşlarımız blogların da “Türk Dili” üzerine güzel yazılar yazmakta ve bizlerle paylaşmaktalar. Onlara gösterdikleri duyarlılık için şahsım ve Türkiye Türkçe'si adına teşekkür ederim. Bizler, burada her ne kadar hobi olarak, önemli veya önemsiz bir şeyler yazıyorsak bile Türkçe'mize gerekli özeni göstermek zorundayız.


Sonuç itibari ile ATATÜRK öldükten sonra Türkçe’mize yeni kelimeler ilave edildiği gibi (!) dikkatsizlik ve bulunduğu ortamı ciddiye almamanın sonucunda, aşağıda ki, anlamsız kelimelerden oluşan bir kirlilik oluşmuş ve oluşmaya da devam edecektir! Ben şahsen, bir Demirci Ustası olarak, kendisini 20 dalda Oskar ödülü almış bir sinema oyuncusu gibi takdim edenler (!) yazdıklarına daha fazla dikkat etmeli, Türkçemize ve Ulusumuza, ayrıca Yazdığı blog yapısına, hak ettiği saygıyı göstermeli diye düşünüyorum.


Kendini olduğundan çok farklı gösteren ve zaman zaman başkalarının profilini eleştirenlerin, yaptıkları bu yazı hataları yüzünden ulusumuz adına üzülüyorum!


Türkçemiz hiçbir bireyin babasının malı değildir. Herkes bildiği kadarından fazlasını öğrenmek zorunda olmalı. Yazdıklarımız Vatanımızı, insanımızı ne kadar önemsediğimizi gösterir.


Size 6000 MB yazarı içinden sadece bir kişinin (2,5 - 3 senedir aramızda) yaptığı hatalardan örnekler vermek istiyorum. İnsan kendi egosu yüzünden Türk Dilini bu kadar kat etmemeli!


(Orijinal hali ile Karizmatik sözler)

“—Aydın veya Entellektüel Kariyer değilse o zaman her kalıba girebileb civa gibidir. Ben bir konuda düşündüklerini tutarlı bir savla kağıda dökemeyeni ciddiye almıyorum ve birinin tüm yazdıklarının tutarlı olacağını düşünmediğimden yazı başına algılıyorum ki; bazen çok tutarlı yazan bazen saçmalayabiliyor, güzelliklerle gönül hoşluğuyla...”

“DOĞRU MU? DOĞRU YERDE OLMAK MI?” -Öğrendiklerim ve deneyimlerim; doğrunun filozofik, doğru pozsiyonunda popülist realist bir durum olduğunu öğrettiyse de, ikinciyi beceremediğim için özgürlüğü seviyorum...
“Kendimize olan sevgi ve saygımız”

—SEVGİ VE SAYGI: İlkel toplumdan beri temelde yaş farkıyla yrıştırılmış sonra mevkiyle ve pozsiyonunda bence de sevgi ve saygı; niteliksel birikimsel ve topluma katkıyla ayrıştırılmalı, selamlar

—UNUTURUM: başlıklı blogumu hatırlattınız, milyonlarca okuyan olmasa yüzlerce yazar olmaz... yazarı yazar yapan okuyucunun düzeyidir. İhtiyacım kadar okumaktan, yazabildiğim kadar yazmak yanayım...güzelliklerle...

—BLOG ve BLOGTA KATEGORİ: Blok yazarı olmak diye bir sınav olmadığına göre yazmayı beceriyorum diyen herkes olabilir. Blog çokça kategorisi olan bir ortam ancak aktüel kategoriler herkesin buluştuğu ortam ve bence kenidini tanımak ve yenilenmek için çok önemli bir fırsat...

—Bilinçaltını gizlerini ifşa etmeyi kabul eden bir arkadaşımla deşarj seansları yapmıştık ve beşincisinden sonrasını dinlemek istememiştim. Çünkü bilinen o ile anlattığı o farklıydı, bilinen o anlattığı o ya giydirilmişti. Sonra sansürsüz 21 kısa günlükler tuttu birlikte okuduğumuzda 3 gün üst üste aynı olmadığını gördük ve bence insanın en gizemli kavramının bizzzat BEN i olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendini dışarıdan seyredemiyor düşünsel ve davranışsal değişimlerini izleyemiyor yorumlayamıyor. Hayatta başarılı ve doygun olmanın en temelininde OBJEKTİF BENİ tanımlayabilmek olduğunu düşünüyorum, Bu yazıyı kendim için yazmadığımı BEN olgusunu hakimiyet duygusuna dönüştürebileceğini zannedenlere yönelik yazdığımı belirtirim, benim kapris bunalım gibi kavramlarla yazmam ve davranmam mümkün değildir.

(Ve yukarıda ki sözlerin sahibine ait katledilmiş kelimeler!)

Oalrak- yrıştırılmış – mevkiyle – tesr – geçmilşim – eskik – kusuratlı – olark – elbiesler – Kollej – diyiyorum – açıdanda – çöüzmsüz – banada – olamyacağı – başalayıp – becerbilenlere – sovunu – yalaın – pazrlasa – istyorum – Ksımetse – tahhakkümü – yönetemlerin – Hristiyan - anlayabilceğini - Mülüman mezarlığı – yazamktan - gönğül hoşluğuyla - zara - teşekkür ediy – anarştin - anarşistide – koly – yoprumlanması – yiyincede – MLOGTA – denemeyeciğini –gencede - editöryaya teşekküler – Oğluda - akllı - yapalımı – demofrme - yüzyüze - Gönül hoşluğuyal – olcağaı – yüzyüzlülük - tanınmş – öğretmlerim - diyiyorum ki - devletinemi dönüşktükte – güzleliklerle – Sonuda – lutfunda – dedmiştim – güzelikler – Şefaflık – sunsalarda - düşüncelrinden – Alalh – demograsinin – ogunluk – oluşmuna – kitabıda - gib) – iBirincisi – toyekün - ağacç – terciht – geçiçi – yerdeben – güzlelikler – güzlelikler : (ısrarla aynı kelime kullanılıyor) – anadoluyu – olmamsına – yaradınlanlar - yaradanın – varedecek – varsaydığmızda - yapamasamda – makenizmasını – olanmantığımla – gödüm – yönetemleri – dileiğyle – teşekkrüler- “Artısı ve eksisiyle yorumunuza teşekkrüler” (ısrarla aynı hata!) – etkeninizide – gmzlüyorum – gerkmez - katmamk içino - kitapp eksper – çrçeve – bizzzat – temelininde – sevgielir – serleştim – fiansman – içeriğ – yapılanınamacı – piskolojiye - Uzmamalıydı ve nahoş olmamlıydı - Antlaya'da – YAZDIKLRINIZ - TEMEK ŞART - karmsarlıklarının – herçşey – olmultu – sesszide – dilğiyle - selmalar sevgiler – psikolijinizle - desetek – beylerede - YAzın - finasmanı – akedemisyenin – kestitremez – gelien - koktely - topyekün - modelide – şöförü – karöaşa – karğaşa – hissetiğiniz - göül hoşluğudur – kollektif - gerkiyor - kenidini - ciidiye - kalmmayım - TARTIŞAMK – sonuda – tartışam – sinerjik – hoşnutum – edeyimin – tartışam – karılamyacağım - düene kavulturulsa – kardar - güzleliklerle... Israrla aynı! – diriltmesiyel – poizsyonu – yine aynı hata! poizsyonu – yine aynı :)) güzleliklerle – devame - taşımızşınız – oratma – sizinkisi – sürekli :)) güzlliklerle – benizyor – Çatlayacağım yahu yine aynı hata:)) – güzlelikler - çobasını - azalizi – şekllendirildiği – başaına – Beöyle -


&&&


İnsan etrafındaki, dost yazar ve edebiyatçı kimlikleri örnek almalı, onların yazdıklarından kendine ders çıkarmasını bilmeli... Tren ve bilumum mahluklar geldi aklıma...ne kadar komik değil mi:))

&&&

"Türkçe Bilen Aranıyor" demiştin ya hocam? Biz, şimdi o bozulan Türkçe'mizi tercüme edecek insanları "arar" olmaya gidiyoruz! Yolun sonun da maalesef bu görünüyor...

Rahmetli Nejat Muallimoğlu hocanın aziz ruhuna...
Saygı duyuyorum hocam…

"Zamanında yayınlanmayan yazı yazı değildir; bu süreç günün önem ve emniyetine verilen değeri gösterir!"

M.Talip Girgin.