3 Kasım 2010 Çarşamba

Hep ben!

Resim: internet anonim ortam

Politika, para bilimi, işletme ve turizm lisans eğitimimden sonra 1985 ten 2010 yılına kadar 25 yıllık faal iş hayatımda. İş makinelerdeki egzoz bilyesi ses sorunlarını gidermek ve yine iş makineleri üzerindeki verim kaybını azaltma üzerine özel bir şirkette bölge müfettişliği yaptım. Petrol alanında, petrol tankerlerinin genç mühendislerimizin zaaflarından faydalanarak tanker boru hatlarını yanlış yere döşeyenlerin başına, bölgesel büyük şef oldum.

Arazilerdeki çalışmalarda bizzat, dozer, kepçe, greyder, silindir iş makineleri kombinasyonu sonucu ortaya çıkan oto yolların dayanıklılığı ve akıcılığını kontrol ve yollar üzerine yapılan menfezlerin, heyelan bölgelerindeki yapımları sırasında, yer değiştirmesini önlemek için zemin çalışmalarını yerinde inceleyen bilimin temsilcilerinin kontrol müfettişliğini yaptım.

Projeye uygunluğunu kontrol eden şef, amir ve mühendislerin; demirci ve ahşapçıların yani kalıpçıların yaptıkları işi kontrol edenleri kontrol ettim!

Birçok teknik başarılara imza atmış biri olarak, peşimde koşan büyük firmalara büyük transfer ücretleri karşılığında; bölgesel verimliliği arttırma mücadelesi kapsamında büyük şef, müfettiş, müdür, yönetici, danışman görevlerinde bulundum.

Karadeniz ve Marmara denizindeki balıkların geliş geçişi sırasındaki izleyecekleri yol haritasını ilk defa çizerek, yazarak ve hatta belgesel video çekimi olarak hazırlayıp ulaştırma bakanlığına ben sundum! Balıkların Marmara balıkçılarına yakalanmadan geçişleri ile Türkiye’deki balık popülâsyonun korunmasına ben yardımcı oldum!

1979 senesinde İspanyadan gelen kültür elçilerinin benzinleri bittiğinde onlara Çobançeşme BP den benzini ben temin ettim!

1995 yılında Almanya, İngiltere, İtalya ve ABD den gelen yatırımcıları Avcılar köyünün balta girmemiş ormanlarında safariye ben götürdüm. (Av yerine kola kutusu vurdular :) )

Yine 1978 yılında ıssız bir yerde mahsur kalan bir Alman bayan turistin başına kötü bir şey gelmesin diye en yakın askeriyeden benzin alıp memleketine ben uğurladım!

İlk defa Marmara’da Kalkan balığını ben tuttum, Boncuk Ali'ye yeşil kurtları çıkarırken, mamun tutmasını ben öğrettim. Celal ağabeye karikatür çizmesini, Hasan Basri’ye balık pişirmesini, ben öğrettim! Her taşın altında ben! Ben, ben, ben, ben ben,

Eee Yersen!



Resim: internet anonim ortam






İmalat Sektörü!

Geçenlerde “domates gaza geldi” demiş ve bir yazı yazmıştım. Sanki domates başına geleceğini bildiği için günler öncesinden bize erotik bir poz vermişti! Şimdi adamın biri eski defterleri kurcalamaya başladı; aklı kuyruğunda kalmış olmalı. Hani kuyruk derken bu muhabbeti de açmak lazım aslında. Daha önce başka bir köşemde başkaları için yazmıştım ama burada da benzer bir konu gördüğüm için şu kuyruk muhabbetinin linkini size verip işin aslını oradan öğrenmenizi sağlamam çok yerinde olacaktır. Buradan lütfen ( Konu başlığı “Domuzlar Şehre indi Çakallar Sohbete Geldi!” )
Orada sahte kimlikten kastım yazıların altına sahte kimlikle gelen ama aslında kim olduğunu bildiğim şahıslardır. Bunlar olmadık zamanda, olmadık yazının altına çıkagelirler ve ben bu yüzden onları… (linkte) benzetirim.
Şimdi domates erotik poz verirde, yüz bulmuş astar isteyen, kendini fasulye gibi nimetten sanan her fırsatta kendini dev aynasında gören birinin poposu kalkmaz mı?
Kalkar tabi! Ama bakın resme; bu vatandaş altın yumurtlayan tavuk misali, seri imalata geçmiş (!) Bir takım sorgulama yeteneği olmayan zerzevatlar bu şahsın çıktıları ile ne güzel eğleniyorlar. Bir yiyen bir daha sıraya giriyor.
Adamda öyle meziyetler var ki say say bitmiyor azizim :) Bizim potansiyelimiz sınırlı; Demirkapı, Kumkapı, Yenikapı, Bahçekapı, (Tarlakapı, Şirinkapı oha ufak atta civcivler yesin derler buna) Ferforje kapı vs.

Gönül hoşluğu, kapı boşluğu, pencere kolu, merdiven boyu, hürmet ve güzellik ile…

Her ne kadar, konu ortaya yazılmışsa bile (!) :) Eminim mesajımı alması gerekenler almıştır. Bu münferit yaratık rahat durmayıp üç kere yazıp üçbuçuk kere vaz geçtiğini beyan etse bile (!) sırt ağrıları çekmekte, sırtı kaşınmakta, bitleri ağır basmaktadır. Bitlinin tekidir, ağır teke gibi kokusu ekranın içinden dışa vuruyor. Münferit kişinin, münferit toplantılarda sırf kekleyebileceği dişi avına çıktığı, yanındaki aynı zihniyetteki saplar ile kibarlık taslayarak maymunlaştıklarının videosu tarafımdan kopyalanmış, ibreti âlem için bankadaki özel kasamda saklanmaktadır.
“Herkes yanındakini iyi tanısın” yazımın başrol oyuncularıdır bu tipler. Bunlar adamı yazarçizer takımı içinde şöhret ederler. Bunların suratına bir kez baksam on iki bölüm dizi yazarım. Bir tarafta sapsız gelmiş damlar, diğer tarafta damsız gelmiş saplar! Bunun adı “dostluk” öylemi? Ne kadar dost canlısı olduğunuzu, yazdığınız ipe sapa gelmez yazılardan anlaşılıyor zaten TAŞ KAFA!


30 Eylül 2010 Perşembe

Hiçbir Şeyi Küçük Görme!

“Ariflerden biri, çamurlu kaygan bir yolda, eteklerini toplayarak, dikkatli adımlarla yürüyordu. Fakat bütün çabasına rağmen düştü. Her tarafı çamur olduğu için, artık serbestçe yürümeye başladı. Bir taraftan ağlıyor ve ” İşte günaha düşmeden önce günahlardan sakınan adamın hali budur. Bir defa, iki defa… Günaha düştükten sonra, artık aldırış etmeden onun ortasında yürümeye başlar!” diyordu.

Büyük günahların yolu, küçük günahlardan geçer. Her büyük günahın öncesinde küçük günahlar vardır. Adam öldürmenin başlangıcı dedikodu, münakaşa ve düşmanlık olabildiği gibi, fuhşa ulaştıran yol da çoğu kez bir bakıştır.
Kötülüğü önlemek isteyenler!
Sevindiren ya da ağlatan manzarayı küçük şeyde arayın. Küçük şeyler küçük kalmaz, büyür. Yoldan hafife sapmak, sonunda yolu tamamen kaybettirir. Her şey küçük bir değişimle, aslından uzaklaşır.”

HZ. Ali. (r.a) güzel sözlerinden biri;
Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.”

Takvim yaprağı: 9 Şubat 2004 pazartesi.

&&&

-Allah insanları boş yere yaratmamıştır, her bir insanın yaşadığı hayat boyunca üstlendiği görevleri vardır. Bu görevler içerisinde insanlar; diğer insanlara ibret olacak vahim; veya keyif ve mutluluk verecek güzel olaylar da öncülük yaparlar.
Bizlerin hangi sahnede rol alacağımıza karar veren vicdanlarımız vardır. Tabi birde, bir çok tahlihsiz insanın iç geçirerek baktığı, doğuştan talihli insanlar vardır, hep gülen!
Bakıldığında içi görünmez insanların; ama kim bilir "gerçek" nedir veya neye hasret çekilir, gülen veya ağlayan gözlerin, doğru diye anlatılan, yalan sözlerin ardında!

Not: Güzel olan her sözü; ibret için saklarım, yeri gelir kulağıma küpe yaparım…
Mutlaka sizlerin de atmaya kıyamadığınız ve usulca kitaplarınızın arasına bıraktığınız, çok senelik; güzel takvim yapraklarınız vardır…


M.Talip Girgin.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Atatürk Öldü, Dil Katliamı Başladı.


Tüm Ulusumuzun Dil Bayramı Kutlu Olsun. “Onbirinci asırda Çin’de bir şarlatan, belkemiğindeki her aksaklık ve bozukluğu düzeltebileceğini iddia ediyordu. “Sırtınız, ister bir yay gibi olsun, ister bir karides gibi veya ister bir yüzük gibi olsun, bana gelin, derhal düzelteyim,” diyordu. Bir kambur, adamın dediklerine sorup soruşturmadan inandı. Şarlatan “düzeltici,” kamburu, bir tahta üzerine yüzüstü yatırdı; sırtına da adamın kamburuna bir kılıf gibi uyan bir tahta koydu. Ve başladı üzerinde zıplamaya…


Kamburun sırtı düzelmişti ama adam da ölmüştü! Kamburun oğlu, bu şarlatan “düzeltici”yi dava etmek istediyse de, şarlatanın cevabı şu oldu: “Benim vazifem, onun kamburunu düzeltmekti; yaşayıp yaşamayacağı beni düşündüremezdi.” Atatürk’ün ölümünden sonra, Türkçenin nasıl boğazlandığı üzerinde duracak bir yazı için bu Çin hikâyesinden daha yerinde bir giriş düşünemedim.
Türkçe’nin ifade gücü kayboluyor diye feryat edenlere, Türkçeyi gasp eden bu insanlar, buldukları beş-on kelimeyi göstererek, “bakın bu öz Türkçe sözcükleri artık sizde kullanıyorsunuz.” Diye sureti haktan görünmek istiyorlardı.
Kelime katliamı, “Türkçe’nin yeni tarifi ile başlatıldı
Atatürk’ün, Güneş-Dil Teorisi ile özleştirmecilikten vazgeçmesi, temiz ve güzel Türkçe’ye gönül verenleri sevindirmiş, güçlendirmişti. Ne var ki, onların bu sevinç ve mutluluğu uzun sürmeyecekti. Çünkü Atatürk’ün ölümünden çok kısa bir müddet sonra, Türkçe’nin başına neler geleceğinin belirtileri görünmeye başlanmıştı. Aralarında gerçek dilcilerin bulunmadığı, bir sürü kelin ve körün “dilci” olarak kabul edildiği bu Kurum’da toplananlar, Türk diline, istedikleri gibi tasarruf edeceklerini gösteriyorlardı. Onların, özleştirmeyi nasıl yürüteceklerini, Türk Dil Kurumu’nun senelerce genel yazmanlığını yapan Ömer Asım Aksoy şöyle anlatıyordu;
“…dil, doğal ve toplumsal bütün olaylar gibi müdahale kabul eder… Kırk yıldan beri dilimizde görülen gelişme, bu müdahalenin etkisiyle olmamış mıdır?”…

Efendim, Türk dilini, babalarından kalan bir çiftlik gibi kendi tasarruflarına geçiren bu insanlar, birazdan göreceğiniz gibi, en küçük bir tenkide yeltenmek cüretini gösterenlere hemen kapıyı işaret ediyorlardı. Haşim Nihat Er-bil, aynı kitabında diyor ki:
Dil Kurumu, dil hakkındaki düşüncelerinin doğruluğundan o kadar emindi ki, 1942 Kurultay’ını açarken, Kurultay’da kimlerin gelip neler söyleyeceğini önceden tasarlanmıştı… Kurum, önceden seçtiği bazı yazıcıları ve profesörleri Kurultay’a soktu ve kurultayın kapısını bunlardan başkasına kapadı… Türk dili münakaşa edilen bir yerin kapısı, bütün Türklere açık olsaydı, dilin ne olduğunu bilenler, Kurultay’a gidip Dil Kurumu’nun ve ona uyan birkaç profesörün dilden hiçbir şey anlamadıklarını bağırarak onlara söyleyecekti!”*

Tarih, Dil Kurumumuz üzerinde ne kadar tekerrür eder bilemem ama bu gün, biz blog yazarları olarak, tarihten ve bu yazılanlardan ders çıkarmalıyız. Daha fazla entelektüel görüneceğiz diye, Türkçemizde olmayan kelimeleri varmış gibi yazarak, Türkçemizi daha fazla kat etmeyelim! Bazı arkadaşlarımız blogların da “Türk Dili” üzerine güzel yazılar yazmakta ve bizlerle paylaşmaktalar. Onlara gösterdikleri duyarlılık için şahsım ve Türkiye Türkçe'si adına teşekkür ederim. Bizler, burada her ne kadar hobi olarak, önemli veya önemsiz bir şeyler yazıyorsak bile Türkçe'mize gerekli özeni göstermek zorundayız.


Sonuç itibari ile ATATÜRK öldükten sonra Türkçe’mize yeni kelimeler ilave edildiği gibi (!) dikkatsizlik ve bulunduğu ortamı ciddiye almamanın sonucunda, aşağıda ki, anlamsız kelimelerden oluşan bir kirlilik oluşmuş ve oluşmaya da devam edecektir! Ben şahsen, bir Demirci Ustası olarak, kendisini 20 dalda Oskar ödülü almış bir sinema oyuncusu gibi takdim edenler (!) yazdıklarına daha fazla dikkat etmeli, Türkçemize ve Ulusumuza, ayrıca Yazdığı blog yapısına, hak ettiği saygıyı göstermeli diye düşünüyorum.


Kendini olduğundan çok farklı gösteren ve zaman zaman başkalarının profilini eleştirenlerin, yaptıkları bu yazı hataları yüzünden ulusumuz adına üzülüyorum!


Türkçemiz hiçbir bireyin babasının malı değildir. Herkes bildiği kadarından fazlasını öğrenmek zorunda olmalı. Yazdıklarımız Vatanımızı, insanımızı ne kadar önemsediğimizi gösterir.


Size 6000 MB yazarı içinden sadece bir kişinin (2,5 - 3 senedir aramızda) yaptığı hatalardan örnekler vermek istiyorum. İnsan kendi egosu yüzünden Türk Dilini bu kadar kat etmemeli!


(Orijinal hali ile Karizmatik sözler)

“—Aydın veya Entellektüel Kariyer değilse o zaman her kalıba girebileb civa gibidir. Ben bir konuda düşündüklerini tutarlı bir savla kağıda dökemeyeni ciddiye almıyorum ve birinin tüm yazdıklarının tutarlı olacağını düşünmediğimden yazı başına algılıyorum ki; bazen çok tutarlı yazan bazen saçmalayabiliyor, güzelliklerle gönül hoşluğuyla...”

“DOĞRU MU? DOĞRU YERDE OLMAK MI?” -Öğrendiklerim ve deneyimlerim; doğrunun filozofik, doğru pozsiyonunda popülist realist bir durum olduğunu öğrettiyse de, ikinciyi beceremediğim için özgürlüğü seviyorum...
“Kendimize olan sevgi ve saygımız”

—SEVGİ VE SAYGI: İlkel toplumdan beri temelde yaş farkıyla yrıştırılmış sonra mevkiyle ve pozsiyonunda bence de sevgi ve saygı; niteliksel birikimsel ve topluma katkıyla ayrıştırılmalı, selamlar

—UNUTURUM: başlıklı blogumu hatırlattınız, milyonlarca okuyan olmasa yüzlerce yazar olmaz... yazarı yazar yapan okuyucunun düzeyidir. İhtiyacım kadar okumaktan, yazabildiğim kadar yazmak yanayım...güzelliklerle...

—BLOG ve BLOGTA KATEGORİ: Blok yazarı olmak diye bir sınav olmadığına göre yazmayı beceriyorum diyen herkes olabilir. Blog çokça kategorisi olan bir ortam ancak aktüel kategoriler herkesin buluştuğu ortam ve bence kenidini tanımak ve yenilenmek için çok önemli bir fırsat...

—Bilinçaltını gizlerini ifşa etmeyi kabul eden bir arkadaşımla deşarj seansları yapmıştık ve beşincisinden sonrasını dinlemek istememiştim. Çünkü bilinen o ile anlattığı o farklıydı, bilinen o anlattığı o ya giydirilmişti. Sonra sansürsüz 21 kısa günlükler tuttu birlikte okuduğumuzda 3 gün üst üste aynı olmadığını gördük ve bence insanın en gizemli kavramının bizzzat BEN i olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendini dışarıdan seyredemiyor düşünsel ve davranışsal değişimlerini izleyemiyor yorumlayamıyor. Hayatta başarılı ve doygun olmanın en temelininde OBJEKTİF BENİ tanımlayabilmek olduğunu düşünüyorum, Bu yazıyı kendim için yazmadığımı BEN olgusunu hakimiyet duygusuna dönüştürebileceğini zannedenlere yönelik yazdığımı belirtirim, benim kapris bunalım gibi kavramlarla yazmam ve davranmam mümkün değildir.

(Ve yukarıda ki sözlerin sahibine ait katledilmiş kelimeler!)

Oalrak- yrıştırılmış – mevkiyle – tesr – geçmilşim – eskik – kusuratlı – olark – elbiesler – Kollej – diyiyorum – açıdanda – çöüzmsüz – banada – olamyacağı – başalayıp – becerbilenlere – sovunu – yalaın – pazrlasa – istyorum – Ksımetse – tahhakkümü – yönetemlerin – Hristiyan - anlayabilceğini - Mülüman mezarlığı – yazamktan - gönğül hoşluğuyla - zara - teşekkür ediy – anarştin - anarşistide – koly – yoprumlanması – yiyincede – MLOGTA – denemeyeciğini –gencede - editöryaya teşekküler – Oğluda - akllı - yapalımı – demofrme - yüzyüze - Gönül hoşluğuyal – olcağaı – yüzyüzlülük - tanınmş – öğretmlerim - diyiyorum ki - devletinemi dönüşktükte – güzleliklerle – Sonuda – lutfunda – dedmiştim – güzelikler – Şefaflık – sunsalarda - düşüncelrinden – Alalh – demograsinin – ogunluk – oluşmuna – kitabıda - gib) – iBirincisi – toyekün - ağacç – terciht – geçiçi – yerdeben – güzlelikler – güzlelikler : (ısrarla aynı kelime kullanılıyor) – anadoluyu – olmamsına – yaradınlanlar - yaradanın – varedecek – varsaydığmızda - yapamasamda – makenizmasını – olanmantığımla – gödüm – yönetemleri – dileiğyle – teşekkrüler- “Artısı ve eksisiyle yorumunuza teşekkrüler” (ısrarla aynı hata!) – etkeninizide – gmzlüyorum – gerkmez - katmamk içino - kitapp eksper – çrçeve – bizzzat – temelininde – sevgielir – serleştim – fiansman – içeriğ – yapılanınamacı – piskolojiye - Uzmamalıydı ve nahoş olmamlıydı - Antlaya'da – YAZDIKLRINIZ - TEMEK ŞART - karmsarlıklarının – herçşey – olmultu – sesszide – dilğiyle - selmalar sevgiler – psikolijinizle - desetek – beylerede - YAzın - finasmanı – akedemisyenin – kestitremez – gelien - koktely - topyekün - modelide – şöförü – karöaşa – karğaşa – hissetiğiniz - göül hoşluğudur – kollektif - gerkiyor - kenidini - ciidiye - kalmmayım - TARTIŞAMK – sonuda – tartışam – sinerjik – hoşnutum – edeyimin – tartışam – karılamyacağım - düene kavulturulsa – kardar - güzleliklerle... Israrla aynı! – diriltmesiyel – poizsyonu – yine aynı hata! poizsyonu – yine aynı :)) güzleliklerle – devame - taşımızşınız – oratma – sizinkisi – sürekli :)) güzlliklerle – benizyor – Çatlayacağım yahu yine aynı hata:)) – güzlelikler - çobasını - azalizi – şekllendirildiği – başaına – Beöyle -


&&&


İnsan etrafındaki, dost yazar ve edebiyatçı kimlikleri örnek almalı, onların yazdıklarından kendine ders çıkarmasını bilmeli... Tren ve bilumum mahluklar geldi aklıma...ne kadar komik değil mi:))

&&&

"Türkçe Bilen Aranıyor" demiştin ya hocam? Biz, şimdi o bozulan Türkçe'mizi tercüme edecek insanları "arar" olmaya gidiyoruz! Yolun sonun da maalesef bu görünüyor...

Rahmetli Nejat Muallimoğlu hocanın aziz ruhuna...
Saygı duyuyorum hocam…

"Zamanında yayınlanmayan yazı yazı değildir; bu süreç günün önem ve emniyetine verilen değeri gösterir!"

M.Talip Girgin.

Suçlu Kim? Oyunu Oynamak İstermisiniz?


Milliyet Blog üyeleri içinde avukat bol maşallah ama ben diplomalı olanları tercih ederim! Savcı ve hâkime ihtiyaç var sanırım o işi de istersek hallederiz. Şimdi bırakın disiplin kurulunu vs. İşte hem eğlenecek hem “suçlu kim” onu bulacağız! Polemikten şundan bundan sürekli rahatsız olanlar var. İsteyerek veya istemeyerek polemiğe bulaşanlar var. Tüm bu gergin ortamdan kurtulup tam tersine bu durumları eğlenceli bir hale getirmek istemez misiniz?


İçinizde ünlü Avukat Petroçelli olmak isteyen yok mu? Veya komiser kolombo (colombo) Efsanevi dedektif Sherlock Holmes;

Mahkeme salonumuz halka açık tüm MB üyeleri ve misafirler mahkemeyi izleyebilir. Davacılar; umuma açık yerlerde şikâyet yerine söz konusu mahkemeye avukatları aracılığıyla dava dilekçesi yazabilirler. Örneğin son zamanlarda hakkımda çok şikâyet oldu. Bu şikâyet dilekçelerini mahkeme başkanına sunup beni dava edebilirler! Tabi bu bir oyun ama oyun oynarken suçlunun kim olduğunu bulabiliriz.

Mahkeme salonlarında gezmiş biri değilim. MB içinde mahkeme nasıl olur, bu konu üzerinde hukukçu arkadaşların önerilerini dikkate almakta fayda var. Hadi hep birlikte eğlenceli bir oyuna girişelim “SUÇLU KİM”? Avukat, savcı ve hâkimleri göreve davet ediyorum!

Ana yasamızı kuralım! Suçların ne olduğunu ve cezaların ne olacağını tartışalım. Kavgaların küskünlüklerin önüne geçmek için bizimde bir anayasamız olsun. Şikâyet merceği MB editörleri değil kendi içimizden seçtiğimiz yargı kurulu olsun. Bunun birçok benzeri sitelere örnek teşkil edeceğini umut ediyorum. “Suçlu kim” oyununda ben davalı olmaya adayım! Yok, davacı olmamı isteyen varsa davacı da olabilirim. :))

Bu konuda rahatsızlık duyanların desteğini bekliyorum. Bu mahkemeyi oluşturalım hem eğlenip hem suçluyu bulalım!
Ak mı kara mı belli olsun :))

15 Eylül 2010 Çarşamba

Yorumlaşmak ve Uzlaşmak!

Efendim bloglarda sörf yaparken bir yazının başlığı veya yazıya konan resim ilgimizi çeker ve hemen o yazıyı okumak için tıklarız. Yazı bizim için bir hayal kırıklığı olmamışsa, yazıyı yazan kişiye yazıdan aldığımız keyfi ve memnuniyeti bildirmek için yorum yazarız. Bu yorum yazı sahibini memnun eder ve daha güzel yazılara imza atmak için ona şevk verir.

“Tabi her zaman papaz yahni yemez” beğenmediğimiz yazılara da, beğenmediğimizi bildiririz.
Beğenmediğimizi belirttiğimiz yorumlar bazen yayınlanmaz ve yazı sahibi akıllı biri ise yorumu yayınlamaz ama yaptığının hata olduğunu kabul eder ve yorum yazan kişiye mesaj çeker veya konu üzerinde uzlaşma yolu arar.
Örnek: Der ki; “Sevgili üstadım, konu yanlış anlaşılmış buna sebep olduğum için özür dilerim. Hemen bahsettiğiniz yeri düzelttim veya düzelteceğim.”
Bu noktada polemik olmadan olay biter.
Fakat birde olayın bir başka yönü vardır. Kişi kendine gelen övgü ve hatta cıvık tarzda ki yorumları keyifle yayınlar…
Üstelik yazısında bir yanlışı varsa o yanlışa yorum cevaplarında da devam eder!
Tam bu sırada biri gelir ve pişmiş aşa su katar. Ona yaptığı yanlışı gösterir ve bundan rahatsızlık duyduğunu ima eder.
Haydaaaa!!
Hadi yazıyı silmek düzeltmek kolay da, gerile gerile yazdığı önceki yorum cevaplarını nasıl düzeltsin, nasıl silsin?
Tamam, insan ne kadar güvenilir olursa olsun ancak kendi sayfasında kontrol edebildiği yorum ve mesajlarını silebilir. Bir kere yazdı mı bir daha o yazılanlar ile oynayamaz ki!

Yazı sahibinin bu noktada yapacağı iki seçeneği vardır.
1- Yazının tık sayısını veya yorum sayısını arttırdığına bakmadan bu yazısın blogdan çekecek!
2- Ya da bu yorumu gönderen kişinin yorumunu yayınlamayıp onu yok sayacaktır.
Tabi yorum sahibi benim gibi ısrarcı olursa kişi yandı! :)

Şimdi yazısından vaz geçemeyen, yanlışından dönemeyen insanın yapacağı son seçenek kalıyor ortaya. Yorum gönderen kişinin kişiliği ile uğraşmak

Yazısında ki yorum sahiplerine daha da şirin görünüp biraz daha genelin hoşuna gidecek yazılarla veya tanıdık tanımadık ilgili ilgisiz herkesle yorum trafiğine girerek, insanları kendine çekmek ve tatlı sözlerle onların güvenini kazanmak.

Bu hareket ile oluşturduğu sanal gücü kendisini sorgulayan bir insanın üzerine rahatlıkla yönlendirebileceğini ve çok sesli koro eşliğinde kişiyi susturabileceğini düşünmektedir!

Ve hatta sanal güçlerin nerelerde odaklandığını görse o güçleri de, bir şekil de rakibinin üzerine çekmek için onları kullanmaktan geri kalmaz!

Fakat çakma kariyer sahiplerinin unuttuğu bir şey var! Kişilerin profillerine göre hareket etmek, insanı yanlışa düşürebilir. Ya kişi bir Sherlock Holmes hayranı ise?

Siz çeşitli yazı ve yorumlar ile tarafınızdan kandırılmış insanlardan veya sorgusuz sualsiz size tapan, beyinsiz cıvık insanlardan sanal bir güç elde ederken, kişi sizin şecerenizi çoktan üç boyutlu kopyalamıştır! Daha önce kimlere ne yazmışsınız, size karşı çıkan insanlara nasıl saldırmışsınız, hangi ruh haliyle günün hangi saatlerinde kimlere hangi kategorilere yorum yazmışsınız, blog yazılarınız, siyaset yazılarınız, cinsellik yazılarınız, hepsi tek tek okunmuş ve kopyalanmıştır. 2000 nin üzerinde mesaj ve yorumlar, bloglar vs.

Siz sağda solda size sanal destek veren insanların arasından çok sesli koro eşliğinde karşılıklı yazdıklarınıza “al gülüm ver gülüm” yorumlarınızla birbirinize cevap verirken, rakibinize de giydirme yapmaktan geri kalmazsınız (!) Siz pembe düşlerinizle bulutların üzerinde zafer naraları atarken, rakibinizin sizin her hareketinizi izleyip bilgileri depoladığının farkında olmazsınız. :))

Ansızın bir yazınıza veya başka birinin yazısının altına daha önce pervazsızca yazdığınız bir yorumun zıttı ile sizi yakalayan rakibinize cevap veremezsiniz! Sayfa sizin ise zaten ya blogunuzu çekersiniz ya yorumları yayınlamazsınız ama rakibiniz tam yerinde lafı "cuk" diye oturtmuştur. İşte o cuk-lama sizi kahreder verem olursunuz verem :)

Kişinin elinde sizin daha önce yaptığınız tonlarca kabahatler listesi vardır. Bunu fark ettiğiniz de önce kendi kişiliğiniz (!) ile yazdığınız, müdahale edebileceğiniz kanıtları yok etmeye kalkarsınız. Nedir onlar? Mesela polemik içeren blog yazılarınız... Hemen siliyorsunuz onları. Çünkü hem yazı da, hem yorumlar da kişi veya kişilere yazdığınız hakaret var.

Sonra en yakın arkadaşlarınızı arıyor ve onlara “size yazdığım şu şu yorumları siler misiniz” diye rica ediyorsunuz. Sonra ne yapıyorsunuz Başka kimlikle yazdığınız yazıları siliyorsunuz.

Blogda kim başkasına yazdığı, başkasının sayfasında ki yorumları silebilir ki?

(Siz insanlara hakaret edeceksiniz ve sonra bir şekil de başkasının sayfasındaki bu yorumları sildireceksiniz bu hangi ruh haline ve anlayışa girer?)

Şayet blog yazanlarının her birinin dört kimlikle yazdığını düşünürsek, gerçek kimliği ile takma kimliğine yorum gönderebileceği gibi; takma kimliği ile gerçek kimliğine de yorum gönderebilir. Kişi bunu ne için yapar veya buna niye gerek duyar ki? Tabi ki kendine menfaat sağlamak için.

Hiç ilgi görmeyen saçma sapan polemik içeren bir yazı yazdığınız da da hemen casper kimlikler ile takma kimlikler devreye girer. Polemik yaptığınız kişiye vereceğiniz cevaplara uygun yorumları sağ cebinizden alıp sol cebinize atarsınız!

Kendinizi bu âlemin kralı sanırsınız. Sanki sizden başka akıllı yoktur! Şimdi takma, çakma, sahte kimliklerinizi ve o kimliklerle gönderdiğiniz yorumlarınızı ve yazılarınızı sildiniz. Konu komşuya rica edip onlarda ki kırıntıları da temizlettiniz. Şimdi rakibinizin link vereceği bir açığınızın kalmadığını düşünüyorsunuz! Öylemi.

Şimdi her şey kitabına uygun sizin için bu işleri yaparken polemikte yapmadınız temizlik bittiğine göre şimdi sanal gücünüzü ve cıvımışları peşinize takıp yeni kanunlar çıkarmak ve rakibinizi blogdan attırmak istiyorsunuz. Nasılsa bahar temizliği yaptınız, korkacak bir şeyiniz yok öyle değil mi?

Sanal gücünüz ve takma kimliğinizi konuşturuyorsunuz “Ay ayol ben bu saldırganlar yüzünden sayfamı sıfırladım neler çektim onlardan neler?” Tam bunlar için “Kuş ile İnek” yazım ideal.

Bir Allah'ın kulu da sormuyor (!) madem sayfanı sıfırladın ne bok arıyorsun polemik yazısında diye:)

Tabi bu arada padişahım çok yaşa diyenleriniz sizi yanlışa sürüklemeye devam ediyor bir iki dostunuz size bu işten vaz geçmenizi söylese de siz bu tatlı beladan vaz geçemiyorsunuz.

Malum kişinin aynı sayfada yazılarına sansür uygulandığı için memnunsunuz ama rakibinizin başka sitelerde yazması ve geniş bir ağa sahip olması da canınızı sıkıyor.

Sanki gerçekten kişisel bir problem varmış gibi rakibinizi yüz yüze görüşmeye çağırıyorsunuz bunu yaparken de önce hakaret edip "gelsene lan beyefendi " diyerek kabalığınızı, kibarlıkmış gibi veya erkeklikmiş gibi cümle âleme duyurmaya kalkıyorsunuz!

Muhatabınızın sizin bu çağrınızı muhatap almamasının seviyenize düşmeyecek kadar akıllı biri olduğu sizi korkutmaya devam edecektir! Siz bir taraftan "beni okuma, beni takip etme" diyeceksiniz, diğer taraftan rakibinize çemkirmeye devam edeceksiniz. Sonra da konu komşuya feryat’ı figan…

Rakibinizin yayınlamadığınız yorumlarının içinden işinize gelen bir yorumu yayınlayıp "bakın arkadaşlarım, sizden çok şey öğrendiğim blogdaşlarım bakın adamın biri size ne diyor" diyerek hedef göstererek, kendinize destek aramaya çalışmanız aslında sizin ne kadar çaresizlik içinde olduğunuzu göstermez mi?

Tabi hiç kimse sizin yüzünüze doğrudan söylemiyor ama dolaylı da olsa “bu duruma sizin yüzünüzden düştük otur artık kıçının üstüne” diyenler de çıkıyor tabi.

Eski köye yeni adetler getirmeye çalışmanızın da iki sebebi var aslında;
1-Tarafınızdan aldatılmış sanal gücünüz ile çok sesli koro eşliğinde rakibinizi blog’tan attırıp rahatlamak;
2-Yenilgiyi kabul etmeniz durumunda "bak adam nasıl seni madara etti " demesinler diye bir bahane ile kendinizi blog’tan attırmak! Birde iki de "ben bile olsam" demeniz bundan değil mi?

Öyle ya bunun için arka arkaya bir sürü kabahat işlemediniz mi?

Eski dostlarınız ufak ufak desteğini çekmeye başlayınca yeni yüzlere yönelmek istersiniz!
Rakibinizin seçme bir mesajını alıp siyasilerin duraklar da üst geçitler de dağıttıkları el ilanları gibi ilk defa, rastgele tıkladığınız sayfalara mesaj çekmeniz hangi ruh halinizde olduğunu göstermez mi?

Bunu yaparken bol kariyerli ve güzel üslup ve ahlaklı insanlara yönelmeniz çok planlı olduğunuzu gösterir ama unuttuğunuz bir şey vardır, halkın tercihi samimi insanlardan yanadır nitekim seçtiğiniz kişiler saf değildir ve sizin beklentinizin dışında cevap vermeleri sizi üzecektir.

Bugün Sayın Başbakanımızın başarısı samimiyetinden gelir. Muhalefet partilerinin başarısızlığı ise o asık suratlarının yanında hep Sayın Başbakanın kişiliğine saldırı yapmaları ve hep ondan şikayetçi olmaları sebebi iledir! Halk Başbakansız bir muhalefetin, muhalefet yapamayacağına inanmaktadır! O yüzden muhalefetin işsiz kalmaması için Başbakanı iktidarda tutmaya kararlıdırlar(!) :)) Şikayet onların ekmek kapısıdır, ne kadar çok şikayet ne kadar çok iftira atarlarsa Recep Tayyip Erdoğan iktidar da kalacak ve muhalefette işsiz kalmayacaktır! :))

Şimdi bunun konumuzla ne alakası var diye soran çıkabilir tabi :)) ama akıllı insanlar bir bağ kuracaktır muhtemelen… Biraz uzun oldu galiba özür dilerim. Saygılar efendim…


Benzer yazı ile devam edeceğim :))

M.Talip Girgin
Blogspotta yayınlanmıştır.

14 Eylül 2010 Salı

Örnek aldıklarım...

Çok şükür HZ. DAVUD (AS) mı örnek aldım! Demiri işleyerek; bazen bir çiçek, bazen bir aynalı pano, bazen bir kapı, bazen bir pencere demiri yaparım. Sanatıma ruh katarak onu süsler satarım! Bazen laf atanların, dil çıkaranların, dili uzayanların dilini kesecek keskinlikte kılıç yaparım! (Babadan “el” almak gâvurdan parmak yemeye benzemez… Bir şeyi bilmek, onun cahili olmaktan evladır, diyen bir hadis vardır.”. Diline hâkim olamayan insanlar, fizan da da olsa, ABD de olsa kılıcımın ruhu o dilleri keser!)

HZ.İSMAİL (AS) VE HZ. YUNUS (AS) örnek aldım! Dağları taşları, denizleri İl il gezer, gerekirse tüm domuzları (!) tek tek vurur veya balık tutarım! Öğrendiklerimi öğretir oturur keyfime bakarım.

HZ. LUD (AS) örnek aldım! Tarihçiliğini; seyyahların, Evliya Çelebilerin pirini…

Tüm yazdıklarımı ve yazılanları not alırım. Türkçeyi konuşamayan bilgeleri (!) kendinden başkasını beğenmeyen asalakları, burnu Kaf dağında olan bunakları; beş cümlenin üçünü yanlış yazan çakma MB Ordinaryüs’leri; Notlarımı, gerektiğinde sapıtan ve iftira atmaya yeltenen bu kişilerin gözüne sokmak için alırım iddia etmem bundandır!

HZ.ÜZEYR (AS). Örnek aldım! Onun kadar olmasa da, bağ bahçe işlerine merakım olmasına rağmen hiçbir zaman o fırsatı tam olarak elde edemediğim için çok üzgünüm. Ama ilk defa reklam panolarından bahçesi olmayan evime 6x3=18 metre saksı yaparak üst üste duvara asınca çok insana “Azmin sonu; isteyince oluyormuş” dedirttim.
“HZ. Muhammed (SAV) : ” Her peygamber kardeşimin bir mesleği vardır. Benim mesleğim cihaddır ” demiştir.
Peygamber efendimiz askerlikte başarılı bir ordu kumandanı idi. Aile içinde şefkatli bir baba, Müslümanlar arasında örnek bir insan, dürüst bir tacir idi. Çocukluğunda çobanlık yapmıştır. Dünya da bütün insanlara rehber, ahirette ise ona ümmet olanlara şefaatçi.

“Hz. Muhammed, diğer peygamberlerden farklı bir konumda değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Muhammed, başka değil, sadece Allah’ın elçisidir; ondan önce de nice elçiler gelmiştir. Öyleyse o ölecek ya da öldürülecek olursa sizler gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönecek olursa onun Allah’a hiç bir zararı dokunmaz. Allah şükredenlerin karşılığını verecektir. (Al-i İmran 3/144)

Allah bize bir Kitap ve bir Peygamber göndermiştir. Onların çizdiği sınırların dışına çıkmamak gerekir.”

Tabi ki her cübbeliden din hocası olmayacağı gibi her üniversiteliden de bir profesör olmaz. Allah, aynı zamanda insanlara doğru yolu bulsunlar diye akıl vermiştir. İnsanlar her önüne gelenin oyuncağı değildir. Ama kendini diğerlerinden üstün görme gayreti içinde, kibirlilik virüsüne kapılmış yenilgiyi hazmedemeyen düş dünyasının cengâverleri, gerçekte korda patlatılmış mısır gibi patlarlar da, eline aldığında seni de yakmak isterler…
Zavallıdır bunlar... Allah bunları ıslah etsin!