Çok şükür HZ. DAVUD (AS) mı örnek aldım! Demiri işleyerek; bazen bir çiçek, bazen bir aynalı pano, bazen bir kapı, bazen bir pencere demiri yaparım. Sanatıma ruh katarak onu süsler satarım! Bazen laf atanların, dil çıkaranların, dili uzayanların dilini kesecek keskinlikte kılıç yaparım! (Babadan “el” almak gâvurdan parmak yemeye benzemez… Bir şeyi bilmek, onun cahili olmaktan evladır, diyen bir hadis vardır.”. Diline hâkim olamayan insanlar, fizan da da olsa, ABD de olsa kılıcımın ruhu o dilleri keser!)
HZ.İSMAİL (AS) VE HZ. YUNUS (AS) örnek aldım! Dağları taşları, denizleri İl il gezer, gerekirse tüm domuzları (!) tek tek vurur veya balık tutarım! Öğrendiklerimi öğretir oturur keyfime bakarım.
HZ. LUD (AS) örnek aldım! Tarihçiliğini; seyyahların, Evliya Çelebilerin pirini…
Tüm yazdıklarımı ve yazılanları not alırım. Türkçeyi konuşamayan bilgeleri (!) kendinden başkasını beğenmeyen asalakları, burnu Kaf dağında olan bunakları; beş cümlenin üçünü yanlış yazan çakma MB Ordinaryüs’leri; Notlarımı, gerektiğinde sapıtan ve iftira atmaya yeltenen bu kişilerin gözüne sokmak için alırım iddia etmem bundandır!
HZ.ÜZEYR (AS). Örnek aldım! Onun kadar olmasa da, bağ bahçe işlerine merakım olmasına rağmen hiçbir zaman o fırsatı tam olarak elde edemediğim için çok üzgünüm. Ama ilk defa reklam panolarından bahçesi olmayan evime 6x3=18 metre saksı yaparak üst üste duvara asınca çok insana “Azmin sonu; isteyince oluyormuş” dedirttim.
“HZ. Muhammed (SAV) : ” Her peygamber kardeşimin bir mesleği vardır. Benim mesleğim cihaddır ” demiştir.
Peygamber efendimiz askerlikte başarılı bir ordu kumandanı idi. Aile içinde şefkatli bir baba, Müslümanlar arasında örnek bir insan, dürüst bir tacir idi. Çocukluğunda çobanlık yapmıştır. Dünya da bütün insanlara rehber, ahirette ise ona ümmet olanlara şefaatçi.
“Hz. Muhammed, diğer peygamberlerden farklı bir konumda değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
Muhammed, başka değil, sadece Allah’ın elçisidir; ondan önce de nice elçiler gelmiştir. Öyleyse o ölecek ya da öldürülecek olursa sizler gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönecek olursa onun Allah’a hiç bir zararı dokunmaz. Allah şükredenlerin karşılığını verecektir. (Al-i İmran 3/144)
Allah bize bir Kitap ve bir Peygamber göndermiştir. Onların çizdiği sınırların dışına çıkmamak gerekir.”
Tabi ki her cübbeliden din hocası olmayacağı gibi her üniversiteliden de bir profesör olmaz. Allah, aynı zamanda insanlara doğru yolu bulsunlar diye akıl vermiştir. İnsanlar her önüne gelenin oyuncağı değildir. Ama kendini diğerlerinden üstün görme gayreti içinde, kibirlilik virüsüne kapılmış yenilgiyi hazmedemeyen düş dünyasının cengâverleri, gerçekte korda patlatılmış mısır gibi patlarlar da, eline aldığında seni de yakmak isterler…
Zavallıdır bunlar... Allah bunları ıslah etsin!
Yayınlanması sakıncalı blog yazılarımın (!) özgürlüğünü yaşadığı sayfalar...
14 Eylül 2010 Salı
Bana dokunan yılan fazla yaşamaz!

Yılan gördüm mü başını hemen ezesim gelir. Yılan soğuktur bir türlü alışamadım bu mahlûka be arkadaş! Vatandaşın biri değinmiş pür dikkat kesildik hatta tüm MB kitlendik bekliyoruz devamını. Hazır açılmışken hele bir tamamlansın açılımını karşıt görüşlerin de soracağı çıkacaktır elbet! "Su içen adama yılan dokunmaz" derler ama başkaları ile uğraşanlar için söylenmemiş bu söz!
Zamane yılanları da bir acayip oldu arkadaş; hani bir söz vardır ya kediler için söylenir “hem öper hem bağırır, nerden atarsan at dört ayaküstüne düşer” Bazı yılanlar da buna özenmiş olmalı; hem ısırıyor hem bağırıyorlar! Hani insanlarda zannedecek yılanın kuyruğuna basmış biri!
Şovmen bu yılanlar kardeş şovmen, standap yapıyorlar. :))
Kafalarını ezmek lazım!:((
Hemen her hafta balıkta bu yılanlardan görür kafasını ezerim!:((
Efendim bizim şu porno yazarı Aşkın Bey (!) zannediyor ki bu balıkları yakalamak o kadar kolay; bana şöyle diyor; “kâğıda yazarım sazan gel, sazan gel, sazan gel, ve sonra o kağıttan bir gemi yapar göle salarım onlar tıpış tıpış gelir” he vallahi yalan da değil hani görmesem yalan diyeceğim. Ama ne hikmetse hep aynı sazanları yakalıyor (!) denemek için onlara barkot vurduk ve saldık çayıra Mevla’m kayıra :))
Hep aynı sazanlar boy pos yaş kıyafet cins pes yani, gün geçtikçe büyüyüp gelişiyorlar!
Hani maydanozlar, rokalar nerede?
Şöyle bir karışık salata yapayım yahu...
Nede olsa bu hafta da iki tane daha yayın yakaladım, şöyle sırtüstü yaslanıp keyfime bakayım birader...
Haa unutmadan adamın biri iki de bir davet gönderiyor “Gelsene lan beyefendi görüşelim yüz yüze göz göze diye” Arkadaşlar bu üslubu kullanan o kadar çok insan var ki çamlıktaki hastane de! Kediyi bir odaya kaparsınız ya hani çıldırır, sağa sola saldırır ne yapacağı belli olmaz! Şimdi bu arkadaşta bunu hissediyorum. Yolmak paralamak içgüdüsü ile hareket ediyor, anlaşılan sıkıntı büyük ama ben sağ elimden korkuyorum (!) karşımdakinin meczup olduğunu anlatamam ki!:))
Bir ton kaldırıp iki ton vuruyor Allah muhafaza! :)) Şaka şaka ben 63 kilo geliyorum ve kollarımda çok ince zaten tül perde satıyorum Mahmut paşada. Üç alana bir bedava memlekette enayi çok (!) o bedavanın parası zaten önceden üçün içine katılmış he he he pazarlamacı zihniyeti yalan söylemek caiz olmuş ta haberimiz yok.
Nerde kalmıştık? Durun kapı takmaya pardon tül satmaya gidiyorum…
Pardon çok özür dilerim aklıma geldi, daha öncede birkaç arkadaş yüz yüze görüşme talep etmişti! Ama benim, meczupların talep ve isteklerini karşılayacak zamanım yok. İki kez toplantıya katıldım ve hatta birini ben organize ettim. Dost düşman herkesi davet ettim gelenler geldi. Allah razı olsun. Gelemeyenler mesaj çekti, tel çekti, telefon etti mazuratını bildirdi ama gelmeyenler periyodik olarak laf etti, dedikodu etti ve iyi halt etti!
Şimdi demezler mi adama o zaman niye gelmediniz? Şimdi “Sür eşeğini Niğde’ye doğru.” Bu çırpınışlar hayra alamet değil arkadaşlar sonun başlangıcını hissetmiş olanların zulmünden Allah tüm “el, göz, almışları, çoluk çocuğumuzu vatanımızı korusun…
Amiiin…
Resim: www.hakkindabilginedir
MB için süzgeçten geçmiş hali!
Yılan soğuk bir mahlûk olduğu için yılan gördüm mü başını hemen ezesim gelir. Zamane yılanları da bir acayip olmuş arkadaş! Eskiden sadece tısssssssss diye ses çıkarırlardı, şimdi tıssss tıssss tıssss diye tempo tutturmuşlar aynı kanaldan standap yapıyorlar…
Şovmen bunlar kardeşim şovmen; sanki fear-factor-aksiyon- programında ki oyuncuların üzerine bırakılan figüran mahlukatlardan!
Gelibolu sahteleri gibi aksiyon yapıyorlar bir sağa bir sola kuyruk atıyorlar. Tabi böyle olunca cazibesi artıyor. Biz sazan peşinde koşarken bunlar levrek yakalıyor…Sağcılara kırıtıp, solculara sırıtıyorlar… Bir tas süt koy önlerine sana istediğin her aksiyonu versinler…
Renkleri değişkendir tıpkı tısssshayııııırsss derken tıssssseveeeetssss derler ne yardan ne serden geçerler! Tıslamaları politiktir! Kapıları herkesime açıktır kıvrak ve kıvırcık zekalarıyla her pozisyondan kurtulmayı başarırlar. Ancak bir kaçar, iki kaçar, bir gün bir avcı kafasına basar ve balon patlar TISSsssss X! Stop hayatı mafiş.
Blog’ta Gizli Kimlik ile Yazmak Serbest midir?
Sevgili editörler. Bloglarda farklı isimlerle yazmak serbest midir? Örneğin herhangi biri dilediği kadar isimle kayıt olup kendi görünen ismine yorum göndermesi veya başka yazarların yazdığı yazının altına görünen kimliğini savunmak, destek olmak amaçlı yazı yazamaz mı? Bu haksız bir rekabet sayılmaz mı? Esas polemik bu şekilde yaratılmaz mı? Şikâyet eden kişi şikâyet unsurlarını kendi bünyesinde barındırıyor ve "Çabuk hırsız ev sahibini şaşırtır" mantığı ile hareket ediyorsa, buna nasıl bir çözüm getirebilirsiniz? Şimdi ben sizin bu harekete ılımlı baktığınıza şahit olursam, hemen beş veya on isimle MB kayıt olup kendi görünen kimliğimi korumaya savunmaya, bana ters gelen yazarlara saldırmaya başlarsam bunun önüne nasıl geçeceksiniz? Karşılıklı polemiklerde bazı yazı ve yorumlarımıza engelleme gelmektedir. Bu polemiklerin uzun sürmemesi için polemik yapan kişilerden kendilerini savunmaları için "Savunma" talep etmenizi ve polemiğin neden kaynaklandığını ve bu polemiğin sizin tarafınızdan nasıl sonuçlandırıldığı şekli ile siz MB ana sayfasında bir köşede açıklama yapmanızı öneriyorum.
(Varsayalım “MB” mahkemesi.)
Yoksa cevap verme hakkımı başka sitelerde kullanmaktan hiç hoşnut değilim. Lütfen bu konuda anlayış bekliyorum.
Bir süre önce MB daha iyi olması için bizlerin fikirlerini almak istemiştiniz. Gerçekten bunu istiyorsanız önerilerimize kulak verin. KK. Beyin ağlaması sızlaması bu yüzdendir, kendisini deşifre ettiğim içindir. Hoş benim onunla bir zorum elbette yok ama yazdığı bloglarda verdiği cevaplar çok önemli!
Bir süre önce MB daha iyi olması için bizlerin fikirlerini almak istemiştiniz. Gerçekten bunu istiyorsanız önerilerimize kulak verin. KK. Beyin ağlaması sızlaması bu yüzdendir, kendisini deşifre ettiğim içindir. Hoş benim onunla bir zorum elbette yok ama yazdığı bloglarda verdiği cevaplar çok önemli!
Şimdi siz bana haklı olduğunuza inandığınız bir soru sorsanız, benimde sizin sorunuza verecek mantıklı bir cevabım olmasa ve size belden aşağı bir yanıt versem! Sizde aynı kanaldan bana tekrar dönseniz ve ben size tekrar hakaret etsem. Sizin yazdığınız mantıklı ve edepli yorumunuzun altında benim verdiğim belden aşağı saçma sapan yorum haliyle sırıtacak ve bu yazdıklarım beni rahatsız edecek. O yüzden sizin yorumlarınızı ve size yazdığım cevapları silmek benim için en doğru (yanlış) hareket olacaktır!
Sizden gelen başka yorumları MB ile paylaşmayıp yanıt olarak ta; bana gelen başkalarının yorumlarına yazdığım cevapların içinden gönderme yaparak size şu cevabı versem:
Sizden gelen başka yorumları MB ile paylaşmayıp yanıt olarak ta; bana gelen başkalarının yorumlarına yazdığım cevapların içinden gönderme yaparak size şu cevabı versem:
"Sevgili Hacıoğlu, bir kere tamam, iki kere tamam, üç kere tamam ama bir adam eşşek kere yazarsa ne dersiniz? sana atacak kemiğim kalmadı diyorum ama yine havliyor ve şimdi de yandaşı çıktı ortaya, birilerinin kendilerinden farklı olmasına tahammül edemecek kadar kısır, sevgiyle muhabbetle..."
Bu yorum Orijinal halidir kelime hataları ile kurduğu düşük ve anlamsız cümle ile ne kadar gözü dönmüş olduğu görülmektedir. Bir insan neden bu kadar kızar? Kendisine küfür mü edilmiştir? Madem kızıyorsun millet seni kızdıracak yorumu merak etmez mi? Ama etmez, çünkü maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir! Aklıselim insanları tenzih ediyorum. Benim dediklerim maydanoz ve roka cinsi olanlar salatalık cinsinden. Hiç düşünmeden hareket eden karşıdaki insanı dinlemeden yargılayan zihniyetin sembolüdür maydanoz. İşte bu aşamada “Aaa ben maydanoz olmuşum farkında değilim” diyen olursa onu “ayrıştırabilirim”!
Bu linkten yukarıda ki yorum cevabını görebilirsiniz ama benim yazdığım yorumu ve kişinin bana yazdığı cevabı göremezsiniz! Çünkü tarafından silindi! (Arşivim de kayıtlı! Küçük bir arızadan dolayı dosyalar karıştı, bulunca A-Z ye yazacağım blog’ta yayınlayacağım.)
Sizin bu saatten sonra bana yazdığınız tüm yorumları çöpe atsam ve siz kendinizi duyurmak için çırpınsanız, yazdığınız yazılarınızın bir de MB editörleri tarafından yayınlanmadığını görseniz siz ne yapardınız? Söylemek istediklerinizi söyleyememek çok zor ama söylemenize, yazmanıza izin verilmemesini daha onur kırıcı bulmaz mıydınız? İnternette bunları yazacak o kadar çok yer var ki her türlü formatta yazabiliriz. Zaten muhataptan başka kimse bu rezilliği üzerine çekmez o kişi bunu arar ve bulur.
Akıllı adam başına gelecekleri bilir ve hemen işi büyütmeden hatasını anlar ve özür diler. Defalarca özür dilemesini istedim ki bu iş bitsin. Ama maalesef kısa bir dönem sonra yine saçma sapan bir akıl blogu ile huzurlarımıza çıkıyor. İşte orada Beyefendinin her sözüne padişahım çok yaşa mantığı ile hareket edenlerden yüz bulduğu arka bulduğu sürece bu devam ediyor.
Şimdi maydanoz Davut kimdir açıklamasına tekrar gelelim. Maydanoz Davut sürekli aynı minvalde dolaşan ama yayınlanmayan yorumlar ve mesajlardan haberi olmayan kişidir! Yazılan yazıların o yorum ve mesajlar üzerinden kaynaklandığını bilmeden, konuya hâkim tavırlarla kişiye destek yazıları yazan kesimdir. Bir insan ancak bu kadar kasıtlı olarak başını kumdan çıkarmaz! Kim bilir belki de bu maydanoz Davutlar çakma isimle yazılan kişinin 2–3–4–5–6- vs kimlikleri de olabilir.
Bence kişi hangi isimlerle yazdığını açıklarsa esas dananın kuyruğu o zaman kopacaktır! Çünkü kendi kendine yazdığı yorumlar ortaya çıkacaktır!
Çünkü kimsenin yazısına ilgi göstermediği bir anda bu kimlikler devreye girerek diğer yorumcuları harekete geçirecek doneler ortaya sürecektir!
Çünkü bu kimlikler esas adamı destekleyici bloglar ile takviye güç olduğu ortaya çıkacaktır. Tabi tüm bunlar işi gücü dalavere olan millete her blog yazısında akıl vererek kendince üstünlük kurmaya çalışan zavallıların işidir. Tıpta bunlara ne denir doktorlar daha iyi bilir.
Bir de "her şakanın altında bir gerçek vardır" veya "gerçekler şakayla söylenir" gibi Ata sözlerimiz vardır. Varsayın bu da onlardan biri!!!
Konuyu irdelemekte, ayrıştırmakta, aynı düzey ve paralelde örtüştürme de, gönül hoşluğu ile paylama’da, paylaştırma da yarar var sanıyorum :)
Not: İstemeden sahte entelektüel davranış bozuklukları bana da bulaştı çok ÖZÜR dilerim!
1 Eylül 2010 Çarşamba
Deh!.. Çüş!..
Blog yönetimine hiç aklından geçmeyen bir teklifte bulunacağım: bir blog muaşeret polisi kurmak! Trafik polisi olsun, ahlak polisi olsun, cinayet polisi olsun da, blog içi muaşeret polisi niçin olmasın? Günün her saati evlerinde veya iş yerlerinde yalnız, odalarına çekilmiş ve varsa; çoluk çocuğunu, eşini, ihmal eden; yoksa elin adamını veya kadınını taciz eden insanların (!) kimine “Deh!” kimine “Çüş!” diyecek resmi bir ağız mutlaka, mutlaka olması lazım!İnternet ortamında; kadını yalnız tarlada görmüş, ormanda rastlamış, dere kenarında veya plajda gözetlemiş bir yığın aklı Selimiyelikler (!) Ayaküstü iki tek parlatıp, PC nin başına geçtiler mi, her omuzu yuvarlağı, her göğüs üçgeni, her etli dudak, her sürmeli göz karşısında, başlıyorlar kişneyip eşinmeye: Dil şakasından başlayıp (zamanla) el şakasına kadar…
İşte muaşeret blog polisinin copu burada havalanacaktır: “Çüş!”…
Kadınlı erkekli bir tatlı su kalabalığı yahut mektep veya iş kaçkını bir sürü Âvaremu…
Blog kategorisinde; ya bir erkeğin sayfasında, ya da bir bayanın sayfasında; tek kelimelik yorum trafiği içinde yutkunarak toplanmış çene çalıyorlar. Blog kategorisi herkesin kullandığı yaya kaldırımı gibidir. Yaya kaldırımı yolcuların değil, sanki babalarının!
İşte, blog muaşeret polisinin copu burada da havalanacaktır “Deh!”…
Her gün gördüğümüz, her gün iğrendiğimiz, her gün utandığımız bu misalleri istediğiniz kadar çoğaltmayı sizin hayalinize bırakıyorum. Haaa, muaşeret polisi gibi bir terbiye ekibinin ağzına bu iki kaba kelimeyi, “Deh”le “Çüş”ü niçin mi yakıştırdığımı soruyorsunuz?
Başkalarının, şaka veya gerçek yazmış olsun, birlik ve beraberliği çağrıştıran bir fikri ile alay edenlerin sıkıştıklarında; yönetime, çeşitli öneriler de bulunup, kaldırımı işgal edenlerin insanlığından şüphe ettiğim için!...
Başka web sayfalarında yayınlanan yazılardan rahatsız olanlar ancak kendini temize çıkaramamış insanlardır. Hiç kimsenin gerçeği öğrenme hakkını elinden alamazsınız! Hakaret içeren, hak edilmemiş (!) bir tek cümle bulursanız Haydi mahkemeye gidin “Deh Deh”
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Blog Psikolojisi!
Nerde olursa olsun, kişi, kendi ekseni içinde ki insanlar ile pekâlâ dalgasını da geçer, geyiğini de yapar, bol bol hayata gülümsemesine devam eder. Hele ki kişi, ununu eleyip eleğini asmışsa değmeyin keyfine. Kişilerin ciddi veya ciddiyetsiz insanlarla grup kurmasına, bu gurup ile kendi aralarında üçtaş oynamalarına, körebe, saklambaç oynamalarına, birdirbir veya “evet “ “hayır” yarışması oynamalarına vs, kimse karışamaz!
Ancak söz konusu, kendi ekseni dışında ki insanların yazılarını, kendi ekseni içinde ki ciddiyetsiz kişiler ile alaya almak ve bu ciddiyetsiz insanların içindeki irini boşaltmaları için zemin hazırlamak, şeytanların avukatlığını yapmak demektir!
Bir yerlerde içine kor gibi oturmuş, yaralanmış olanlar bu acılarını dindirmek için eksen dışından gelen ve alaya alınan yazının altına, sakladıkları düşmanlıklarının dışa vuruşunun keyfini yaşarlar. İçindeki ezikliklerinden birilerinin yardımı veya şemsiyesi altından kurtulmak isterler.
Şimdi kişi; ekseni dışından aldığı bir yazıyı kendi çarpık çurpuk düşünce süzgecinden geçirerek, alaya alan bir yazı yazması ile tüm insanları değil, sadece kendi ekseni içindeki ciddiyetsiz insanlar topluluğunu eğlendirmeyi ve onlara içindeki irinlerini boşaltma imkânını vermiş olur! Dolayısı ile bu yazı bir günah tohumu olarak (ekilmiş) yazılmış olur.
Bu şeytanların avukatlığını üstlenen kişiler yazdıkları yazı ile ortaya çıkan yeni yeni düşmanlıkların, nefret ve kin duyan insanların vebalini sırtlanmış olurlar. Kötülükle beslenen “Hades” gibi bunu gülümsemeyle yapmaları şeytanın oyunundan başka bir şey değildir!
Not: Beni raydan çıkaranlar yüzünden, çizgimden zaman zaman uzaklaştığım için sürekli yazıştığım, diyalog içinde olduğum dostlarımdan özür dilerim. En az kötüler kadar yürekli olmazsak bu dünyada huzur ve sükûneti sağlamamız hayal olur!
Ancak söz konusu, kendi ekseni dışında ki insanların yazılarını, kendi ekseni içinde ki ciddiyetsiz kişiler ile alaya almak ve bu ciddiyetsiz insanların içindeki irini boşaltmaları için zemin hazırlamak, şeytanların avukatlığını yapmak demektir!
Bir yerlerde içine kor gibi oturmuş, yaralanmış olanlar bu acılarını dindirmek için eksen dışından gelen ve alaya alınan yazının altına, sakladıkları düşmanlıklarının dışa vuruşunun keyfini yaşarlar. İçindeki ezikliklerinden birilerinin yardımı veya şemsiyesi altından kurtulmak isterler.
Şimdi kişi; ekseni dışından aldığı bir yazıyı kendi çarpık çurpuk düşünce süzgecinden geçirerek, alaya alan bir yazı yazması ile tüm insanları değil, sadece kendi ekseni içindeki ciddiyetsiz insanlar topluluğunu eğlendirmeyi ve onlara içindeki irinlerini boşaltma imkânını vermiş olur! Dolayısı ile bu yazı bir günah tohumu olarak (ekilmiş) yazılmış olur.
Bu şeytanların avukatlığını üstlenen kişiler yazdıkları yazı ile ortaya çıkan yeni yeni düşmanlıkların, nefret ve kin duyan insanların vebalini sırtlanmış olurlar. Kötülükle beslenen “Hades” gibi bunu gülümsemeyle yapmaları şeytanın oyunundan başka bir şey değildir!
Not: Beni raydan çıkaranlar yüzünden, çizgimden zaman zaman uzaklaştığım için sürekli yazıştığım, diyalog içinde olduğum dostlarımdan özür dilerim. En az kötüler kadar yürekli olmazsak bu dünyada huzur ve sükûneti sağlamamız hayal olur!
19 Ağustos 2010 Perşembe
Benim İçin Cazip Olan...
En son yazım " 9, 5 KG Yayın Avımız." Milliyet Blog’ta 15.08.2010 tarihinde yayınlamış ve 94 kusur kez tıklanmış veya okunmuş. Oysa aynı yazı, aynı tarihte yayınladığım diğer sitelerde 3500 üzeri okuma ve 200 üzeri yorum almıştır.
Dört gündür sürekli yorumlara cevap yazıyorum! Kendime ait web site ve sayfalarım hariç yaklaşık yirmi siteye yazıyorum. Hemen her yazıyı gönderdiğim 15 e yakın site var ama bazen 11–12 gibi siteye gönderebiliyorum. Yorumlara cevap yazmaya yetiştiremiyorum. Dolayısı ile zamanında cevaplanmamış yazılar benim üzerimde kambur oluyor, öyle hissediyorum. Ayıp olduğunu düşünüyorum.
10’a yakın sitede kendime ait köşem var, istediğimi yazar, istediğimi silerim. Editörü benim. Diğer sitelerde de aynı ilgiyi gösteriyorlar sağ olsunlar. Edebiyat ve başka alandaki siteleri katmıyorum! Onlarla birlikte otuza yakın site diyebilirim.
Sayı olarak, 300 bin civarında bir potansiyel bir o kadar da misafir izlemektedir. Sitelerden gelen davet üzerine gidip yazılarımı insanlarımızla paylaşıyorum. Beni davet eden arkadaşlarım genelde sitedeki köşemi hazırlayıp öyle çağırıyorlar! :) Yazımın sonunda size bir iki örnek yorum vereceğim ama asıl söylemek istediğim; Milliyet Blog ile ilgili;
Milliyet Blog’ta kendini yetiştirmiş insanlar, kabına sığamamakta ve tek tek yok olmaktadırlar!Milliyet Blog bu noktada tecrübeli yazanlarını elinde tutmanın bir yolunu bulmalı veya bu konuda bir yenilik yapmalı diye düşünüyorum. Milliyet blog güzel bir site ve bu siteyi gözden düşürecek içerikleri iyi analiz etmek gerekir.
Burada öğrendiklerimin beni diğer sitelerde özel kılmasının ana nedeni dersine iyi çalışan bir öğrenci olduğumu gösterir!
Başarı varsa eğer onun kaynağı burada elde ettiğim deneyimler sayesinde olmuştur inkâr edemem.
Fakat bir blog yazıp editörlerin sunumuna bırakmak, insanın kendini kasap dükkânının önünde ciğer bekleyen kedi gibi hissetmesine neden oluyor!
Bilgi ve birikimlerinin toprak olmaması ve birilerine “faydası olsun” diye yazmak isteyenler buyursun yazsınlar ama egolarını tatmin için polemik peşinde koşanlara tanınan özgürlüğün; hak ettiği cevabı verme noktasında da bizim elimizden bu özgürlüğün alındığında, bizler bu cevapları bize özgürlük ve imkan tanıyan başka web sayfalarından vermek zorunda kalıyoruz!
Bu her ne kadar yakışık almasa da buna mecbur bırakıldığımız göz ardı edilmemelidir. Bu hareket bile ego tatminlerini giderme konusunda hareket edenleri izaha ya getirmeye yetiyor!
Diğer balıkçı vs sitelerde yayınlanmakta olan yazılarıma gelen birkaç yorum sunuyorum size.
—Yazı çok güzelmiş. İnanın üslup harika ilk önce bir hikâyeden alıntı sanmıştım. Tebrikler ediyorum Sait Faik hikâyeleri gibi. Yalnız hikâye heyecanlı yerinde kesildi...Hikâye güzel, anlatım akıcı; kitap olsa hikâyenin sonuna kadar okunur. Bizim hevesimizi yarım bıraktığınız için biraz darılmakla beraber arkası yarın bekler gibi bekleyeceğiz. Yalnız biraz insaflı olun... bekletmeyin...Teşekkürler Uzm. Dr….
—Sevgili Talip kardeşim, Sivrice'de denize bakan penceremin yanında, bu güzel raporunu ve av hikâyeni okumak izlemek, yanında da kahvem ile birlikte öyle bir keyif aldım ki, seni ve diğer arkadaşları kutlar afiyet olsun derim. Sizlere sevgiler, hoşça kalın. Orhan Küçükbiçmen1950- Fatih- İstanbul Sivrice- Çanakkale…
—Talip bey, önce av için tebrikler. Amma asıl tebriki anlatım için alman lazım. Balık avında aç kalabilirsin, lakin bu ifadeyle kaleminle karnını doyuracağın kesin... Yazmaya devam... Mahmut kırnık /Tokat
—Bu rapor av ötesi bir rapor olmuş. Bu zahmete değer bir balıkta almışsınız. Eee beni de çok güldürdün her zaman ki gibi. Senden ve Gürol abiden Allah razı olsun. Tebrikler abi kendini özletme hep raporlarını bekliyorum GÜRCAN TATAŞ 1975/İzmir
—Abicim su anda saat burada gece 00.09 Ve ben tam bilgisayarı kapatıp uyumak üzereyken " Son bir kez daha gireyim bakalım neler oluyor sitemizde, yeni raporlar var mı" dedim ve girdim (acayipte uykum vardı) Senin yazıyı gördüm bir kapıldım bu romanın içine hem güldüm hem uykum acıldı Yahu ne söyleyeyim. Allah’ta seni güldürsün. Ne kadar samimi yazmışsın be abi İkinci bölümu bekliyorum. Yarın okumak isterim. Sağlıcakla kal. Rastgele... Emrah- Kinabalu/Malezya
—Talip bey döktürmüşsünüz resmen. Ne diyeyim kaleminize sağlık, bileğinize yüreğinize sağlık. Okan BAKIR AKHİSAR/MANİSA/ RUSYA
İşte iletişim, işte üslup! Sadece bir yazıma gelen aynı tad ve samimiyette 200 yorum. Doktoru, mühendisi, bilgisayar programcısı, işçisi, işsizi, Savcısı, Avukatı, Fabrikatörü, Atölyecisi, Hocası, Öğretmeni, Pazarlamacısı; Uluslararası boyutu ve Memleketimin her yerinden, Talip ağabey, Talip kardeş, Talip Bey, Talip amca, Talip Üstat, Talip Hocam diyen, aynı paralelde yolculuk yaptığım binlerce insanımız.
Irkçılık yok, ayırımcılık yok, polemik yok, özünde insanlık ve sevgi var, bildiklerimizi paylaşmak veya öğretmek var. Kısacası kavga yok huzur var. Kalleşlik yok birlik var. Dosta özlem, sevgi duymak içinde büyütmek onu yaşamak var. Memleketin her yanına davet var. Balık bahane muhabbet ve dostluk şahane; işte cazip olan bu! İşin en güzel yanı oltanın ucuna odaklandığında herkes aynı elbiseyi giyiyor. Bir balık karşısında ne kadar çaresiz kalan Beyler, Amirler, Bürokratlar;
Benim için cazip olan karşı taraf ama vefasızlıkta yapmak istemiyorum! Öyleyse düşe kalka bu yolda sonuna kadar devam…
Saygılar...
Dört gündür sürekli yorumlara cevap yazıyorum! Kendime ait web site ve sayfalarım hariç yaklaşık yirmi siteye yazıyorum. Hemen her yazıyı gönderdiğim 15 e yakın site var ama bazen 11–12 gibi siteye gönderebiliyorum. Yorumlara cevap yazmaya yetiştiremiyorum. Dolayısı ile zamanında cevaplanmamış yazılar benim üzerimde kambur oluyor, öyle hissediyorum. Ayıp olduğunu düşünüyorum.
10’a yakın sitede kendime ait köşem var, istediğimi yazar, istediğimi silerim. Editörü benim. Diğer sitelerde de aynı ilgiyi gösteriyorlar sağ olsunlar. Edebiyat ve başka alandaki siteleri katmıyorum! Onlarla birlikte otuza yakın site diyebilirim.
Sayı olarak, 300 bin civarında bir potansiyel bir o kadar da misafir izlemektedir. Sitelerden gelen davet üzerine gidip yazılarımı insanlarımızla paylaşıyorum. Beni davet eden arkadaşlarım genelde sitedeki köşemi hazırlayıp öyle çağırıyorlar! :) Yazımın sonunda size bir iki örnek yorum vereceğim ama asıl söylemek istediğim; Milliyet Blog ile ilgili;
Milliyet Blog’ta kendini yetiştirmiş insanlar, kabına sığamamakta ve tek tek yok olmaktadırlar!Milliyet Blog bu noktada tecrübeli yazanlarını elinde tutmanın bir yolunu bulmalı veya bu konuda bir yenilik yapmalı diye düşünüyorum. Milliyet blog güzel bir site ve bu siteyi gözden düşürecek içerikleri iyi analiz etmek gerekir.
Burada öğrendiklerimin beni diğer sitelerde özel kılmasının ana nedeni dersine iyi çalışan bir öğrenci olduğumu gösterir!
Başarı varsa eğer onun kaynağı burada elde ettiğim deneyimler sayesinde olmuştur inkâr edemem.
Fakat bir blog yazıp editörlerin sunumuna bırakmak, insanın kendini kasap dükkânının önünde ciğer bekleyen kedi gibi hissetmesine neden oluyor!
Bilgi ve birikimlerinin toprak olmaması ve birilerine “faydası olsun” diye yazmak isteyenler buyursun yazsınlar ama egolarını tatmin için polemik peşinde koşanlara tanınan özgürlüğün; hak ettiği cevabı verme noktasında da bizim elimizden bu özgürlüğün alındığında, bizler bu cevapları bize özgürlük ve imkan tanıyan başka web sayfalarından vermek zorunda kalıyoruz!
Bu her ne kadar yakışık almasa da buna mecbur bırakıldığımız göz ardı edilmemelidir. Bu hareket bile ego tatminlerini giderme konusunda hareket edenleri izaha ya getirmeye yetiyor!
Diğer balıkçı vs sitelerde yayınlanmakta olan yazılarıma gelen birkaç yorum sunuyorum size.
—Yazı çok güzelmiş. İnanın üslup harika ilk önce bir hikâyeden alıntı sanmıştım. Tebrikler ediyorum Sait Faik hikâyeleri gibi. Yalnız hikâye heyecanlı yerinde kesildi...Hikâye güzel, anlatım akıcı; kitap olsa hikâyenin sonuna kadar okunur. Bizim hevesimizi yarım bıraktığınız için biraz darılmakla beraber arkası yarın bekler gibi bekleyeceğiz. Yalnız biraz insaflı olun... bekletmeyin...Teşekkürler Uzm. Dr….
—Sevgili Talip kardeşim, Sivrice'de denize bakan penceremin yanında, bu güzel raporunu ve av hikâyeni okumak izlemek, yanında da kahvem ile birlikte öyle bir keyif aldım ki, seni ve diğer arkadaşları kutlar afiyet olsun derim. Sizlere sevgiler, hoşça kalın. Orhan Küçükbiçmen1950- Fatih- İstanbul Sivrice- Çanakkale…
—Talip bey, önce av için tebrikler. Amma asıl tebriki anlatım için alman lazım. Balık avında aç kalabilirsin, lakin bu ifadeyle kaleminle karnını doyuracağın kesin... Yazmaya devam... Mahmut kırnık /Tokat
—Bu rapor av ötesi bir rapor olmuş. Bu zahmete değer bir balıkta almışsınız. Eee beni de çok güldürdün her zaman ki gibi. Senden ve Gürol abiden Allah razı olsun. Tebrikler abi kendini özletme hep raporlarını bekliyorum GÜRCAN TATAŞ 1975/İzmir
—Abicim su anda saat burada gece 00.09 Ve ben tam bilgisayarı kapatıp uyumak üzereyken " Son bir kez daha gireyim bakalım neler oluyor sitemizde, yeni raporlar var mı" dedim ve girdim (acayipte uykum vardı) Senin yazıyı gördüm bir kapıldım bu romanın içine hem güldüm hem uykum acıldı Yahu ne söyleyeyim. Allah’ta seni güldürsün. Ne kadar samimi yazmışsın be abi İkinci bölümu bekliyorum. Yarın okumak isterim. Sağlıcakla kal. Rastgele... Emrah- Kinabalu/Malezya
—Talip bey döktürmüşsünüz resmen. Ne diyeyim kaleminize sağlık, bileğinize yüreğinize sağlık. Okan BAKIR AKHİSAR/MANİSA/ RUSYA
İşte iletişim, işte üslup! Sadece bir yazıma gelen aynı tad ve samimiyette 200 yorum. Doktoru, mühendisi, bilgisayar programcısı, işçisi, işsizi, Savcısı, Avukatı, Fabrikatörü, Atölyecisi, Hocası, Öğretmeni, Pazarlamacısı; Uluslararası boyutu ve Memleketimin her yerinden, Talip ağabey, Talip kardeş, Talip Bey, Talip amca, Talip Üstat, Talip Hocam diyen, aynı paralelde yolculuk yaptığım binlerce insanımız.
Irkçılık yok, ayırımcılık yok, polemik yok, özünde insanlık ve sevgi var, bildiklerimizi paylaşmak veya öğretmek var. Kısacası kavga yok huzur var. Kalleşlik yok birlik var. Dosta özlem, sevgi duymak içinde büyütmek onu yaşamak var. Memleketin her yanına davet var. Balık bahane muhabbet ve dostluk şahane; işte cazip olan bu! İşin en güzel yanı oltanın ucuna odaklandığında herkes aynı elbiseyi giyiyor. Bir balık karşısında ne kadar çaresiz kalan Beyler, Amirler, Bürokratlar;
Benim için cazip olan karşı taraf ama vefasızlıkta yapmak istemiyorum! Öyleyse düşe kalka bu yolda sonuna kadar devam…
Saygılar...
6 Ağustos 2010 Cuma
Kitap hakkında yazılanlar...
Yurdagül ALKAN: ANADOLU’DAN SEÇME ÖYKÜLER
Milliyet Blog yazarlarından Emekli Bankacı Yurdagül Alkan, Ocak ayında kutsal bir amaç için MB üyelerine ait öykü-deneme yazılarını bir duyuru ile toplayıp, liste halinde oylamaya koydu. Oylama sonucu 50 öykü-deneme seçilerek basılmak üzere gerekli hazırlıklar yapıldı.
Hayır yapmak amacıyla başlatılan bu girişim, çok farklı bir şekilde sonuçlandı. Haziran başında kitapçılara dağıtılan “Anadolu’dan Seçme Öyküler” kitabının serüvenini Yurdagül Hanım şöyle anlattı:
-Merhaba Yurdagül hanım, öykü kitabı bastırma girişiminizin amacı neydi?
-Merhaba; Ayten Hanım! Bildiğiniz gibi MB’da yazan arkadaşların katkısıyla, geliri Lösemili Çocuklar Vakfına bırakılmak üzere, tüm masrafları tarafımdan karşılanan bir kitap bastırmayı duyurdum. İlgi yoğun oldu, arkadaşların büyük bir kısmı bu hayır işine katkıda bulunmak istedi. Kitabın basımı daha kısa sürede sonuçlanabilirdi, ama bağışlamak istediğim kurumların duyarsızlığı beni çok üzdü… Lösemili Çocuklar Vakfı, isim ve amblemlerinin kullanılmasını istemedi, sadece nakit para istedi. MB adının kullanılması istenmedi. Kadri Kanpak arkadaşımızın girişimiyle TEMA ile bağlantı kuruldu. Sevinerek kabul ettiler, ama öykülerin içinde toprak, çiçek, böcek olmadığını görünce vazgeçtiler. Bende hayrımı başka bir yerde değerlendirmek üzere kitabı bastırdım. Yayınevi İstanbul’da olduğundan görüşmeleri Kadri Bey yaptı. Kitabın adını da o koydu. Burada teşekkürlerimi belirtmeyi görev bilirim.
-Biz de teşekkür ederiz. Hangi yazarların öykü-denemeleri var?
-196 sayfadan oluşan kitapta 50 öykü-deneme yer alıyor.
1- Yasaktır Bizde Anneler Günü- Yurdagül ALKAN
2-Türk Kahvesi- Kadri KANPAK
3-Yolumun Kesistiği Küçük Ama Dev Bir Adamdı- Ata Kemal ŞAHİN
4-Öksüz Yavrunun Annesi- Yurdagül ALKAN
5-Sigara İçenler Artık Ölecekleri Günü Bilecekler- Erol IŞIK
6-İnecek var Son Durakta- Sibel Unur ÖZDEMİR
7-Balkan Şehidimiz Ethem Çavuş'un Mirası- Yurdagül ALKAN
8-Sevgiyle Dindirmek Acıları- Ata Kemal ŞAHİN
9-Kaya- Ali AÇIKÖZ
10-Bizdeki 24 Kasımlar- Yurdagül ALKAN
11-Kanadına Sevgi Yazan Kuş- Cansın EROL
12-Duru'ldu O Gece- Ata Kemal ŞAHİN
13-Hayaller ve Gerçekler- Erol IŞIK
14-Farklı bir Yaşam- Yurdagül ALKAN
15-Can Vermeseydiniz Bana- Sibel Unur ÖZDEMİR
16-Yaşanmış Bir Hikaye- Naile ASLAN
17-Annesinden Nefret eden Kız- Erol IŞIK
18-Mucizevi Bir Olay- Yurdagül ALKAN
19-Anneye bir Gün, Evlada Her Gün- Ali AÇIKÖZ
20-Telepati - Ayten DİRİER
21-Sevgili Kuzenim Mustafa'ya ithafen- Naile ASLAN
22-Göklerde Uçmak- Fahrettin ÇİTİL
23-Çay İkramı- Yurdagül ALKAN
24-Durun, Durun Biraz! - Ayten DİRİER
25-Yüreğime Kor Ateşler Düşürme- Turgut ERBEK
26-Ayşe Bebek- Nurhan ŞAHİN
27-Bir Yakışıklının Hikayesi- Sevilay Gülcek ŞENSÖZLÜ
28-Mutluluk Bakış Açınızda- Sevilay Gülcek ŞENSÖZLÜ
29-Mor Menekşeli Mendil- Tülin AKSOY
30-Asil'in Asaleti- Sema TOPÇU
31-Yağmur- Nilgün AKAD
32-Malatya- Nilgün AKAD
33-Yaşam Sevinci Verebilmek- Hülya GÜLCEK
34-Kavak ağacı ve Kabak - Hülya GÜLCEK
35-Diyen Gitti mi Anne?- Sema ÖZTÜRK
36-Bacak- Emel YEŞİLKAYALI (Sufi-su)
37-Ben de Büyükbaba Oldum- Hakkı UYSAL
38-Hüznü Sevmek- Zühal VOİGT
39-Puslu Yıllar- Işık KAPLAN
40-Geçmişin Dip Akıntıları- Melek ÇORUH
41-Siz Helalleşebildiniz mi?- Talip GİRGİN
42-Mutluluk Öyküsü- Recai ŞAHİN
43-Yine Boza Alıp İçer miyiz Anne?- Sabiha RANA
44-Arnavut Kaldırımları- Selma TAŞDELEN
45-Benim İşim Saymak- Nilüfer VELDET
46-Gülizar Anne- Ruksan İLDAN
47-Her Güzel Şey Sevmekle Başlıyor- Fatma İYİBİLGİN
48-Atatürk, Anıtkabir
49-Halil Ustanın Eşeği- H.Hüseyin Dulun
50-Sevgi Emek İster- Gülgün Karaoğlu
-Kitap hangi yayınevi tarafından basıldı?
-İkinci Adam Yayınları/ Öykü Dizisi, Kadıköy-İstanbul
-Dağıtımı nerede yapılacak?
-D&R
-Böyle yüce bir girişimi düşünen Yurdagül Hanımı tanıtır mısınız?:)
-ANADOLUMUZDAN BİR KADIN
Dünyaya uyuz ebesinin ellerinde merhaba diyerek, kaptığı uyuz hastalığı sebebiyle, sekiz ay anne baba kucağı görmeyen, büyükannesinin şefkatiyle yaşam savaşında direnen, sevgisiz minnacık bir kız çocuğu;
Yeni doğacak kardeşi için babasının "ne yapayım ben kızı, erkek olsun da, taştan çamurdan olsun" diyerek ilk ruhsal yıkıma uğrayan, horlanan bir abla adayı;
Okulda hep başarı beklenen, tatillerde oyunla tanıştırılmayan, şartlara göre büyük-küçük olan ama hep aktif öğrenci;
Eğitimini öğretmenlerinin teşvikiyle, gizlice girdiği sınavları kazanarak devlet okullarında yatılı devam ettirerek, yaz tatillerinde gülçiçeği, tütün ziraati ve hayvancılıkta ailesine yardımcı olduğu;
O yaz tatillerinde ki, henüz nasırlaşmamış narin parmakları kanayana kadar, halı tezgahının başında ümitlerini, ümitsizliklerini ve çaresizliğini ilmek ilmek halının motiflerine dokuyan bir genç kız;
Evde bir takvim olmadığı için çok istediği bölümün sınav gününü kaçıran zavallı;
Daha sonra kazandığı üniversite eğitimine "ekonomik sıkıntı" sebebiyle engel olunan;
Babasını kaybedince "evin babası, küçük kardeşlerinin hamisi" ilan edilen kendi küçük, görevi büyük mes'uliyetli;
Kaderinin kendisine çizdiği yolda, Ülkemizin üç büyük bankasından birinde, çalışma hayatına başlayan;
Kardeşlerinin gelecek güvencesi karşılığı, damat adayına "promosyon" olarak gelin edilen,
İş yaşamında özveri ile çalışmasına karşın "bayan" olduğu için terfilerde engellerle karşılaşan;
Küçük vilâyetlerin sosyal töreleri ve kurumların bu törelerle sıkı bağlantılı kaideleri işlemektedir. Bir kadının şef olmasının zor olduğu sabit fikrini aşmadaki sıkıntıları, inancını yitirmeden, sabırla, çalışmayla göğüsleyen;
Kendini kanıtlamak istercesine, katıldığı mesleki kurslarda dereceli başarılarının yanı sıra dışardan sınavlarla eksik eğitimini tamamlayan,
Efendim, "Anadolu'da bir kadın, bir bayan banka müdiresinden, rica edip kredi talep edemezmiş" fikir zincirini kırıp zorluklarla, beyin gücü ve emeğinin karşılığına kavuşan,
Çocuklarının üniversite eğitimleri sebebiyle aileyi göçe zorlayan bir anne...
İstanbul, yaşaması keyifli, imkanları kısıtlı olanlar için sıkıntılı bir şehir...Burada, ailenin ekonomik gücünü artırmak için, gecenin üçlerine kadar evde ek gelir çalışmaları (imitasyon bijuteriler) yapan bir ev reisi,
Son zamanlarda, toptan gıda dağıtımı ticaretinde, ikinci planda görülen, lojistik güç ve yönetici pozisyonunda aktiviteye devam eden;
Bu vesile ile tanıdığı serbest ekonomi piyasasında, Büyük alış-veriş merkezleri karşısında zaafiyete düşen, yok olma riskiyle karşı karşıya kalan bakkalları, tek logolu, sivil çatı altında toplayarak, onlara ekonomik ve sosyal güç kazandırma yolunda, (onları devasa bir hipermarketin alım ve satım gücüne ulaştırmak) çalışmalarına inançla devam eden,
En son olarak Milliyet Blog yazarlarının öykülerinden oluşan bir kitap çıkarma organizasyonunda aktif rol üstlenen,
Tüm bu sıkıntılardan sonra geldiği noktaya şükrederek inancını besleyen, adaletinden ve dürüstlüğünden taviz vermeyen, yaratılan her canlıyı doğayı, hayvanları, insanları ve yardımlaşmayı çok seven Anadolumuzdan bir kadın...
O, benim işte...
-Teşekkür ederim Yurdagül Hanım… Hayır yapma amacınızın sürekli olmasını, ecrini görmenizi diler; nice başarılı girişimler temenni ederim. Sevgiler, saygılar…
-Ben de teşekkür ederim. Ayten Hanım! ..... Gönül tellerimiz aynı amaçlar için titriyor. Başarılar, esenlikler dilerim.
***
KİTAP TANITIM TOPLANTISI
-12 Haziran 2010
-Saat: 14.00
-Katılım ve bir kitap bedeli 15.00 TL dir. Salon 150 kişi kapasitelidir.
Gerektiğinde: Yurdagül ALKAN ’ A mesaj yazarak veya 0 538 528 39 81 den iletişim kurulabilir.
-ADRES: İst-Beyoğlu-İstiklal cad. (Taksim-Galatasaray arasında) Ayhan IŞIK sok. no: 6 kat: 3-4 İktisatlılar(İÜ. İFMC lokali) 0 212 292 60 64
Hobi birliğinde olduğumuz MB camiasını bekliyoruz… Gönüller dolusu selam ve sevgilerimizle.. Yurdagül ALKAN – Kadri KANPAK
PROGRAM
-14.30’da M.Talip GİRGİN’in konuşması
-14.35’te Nejdet GÜRÇİFÇİ’nin konuşması
-14.40’ta Yayın Danışmanım Kadri KANPAK'ın konuşması
-Yurdagül ALKAN’ın teşekkür konuşması
-3 katılımcının konuşması
Kitapta öyküsü yayınlanan ve motivasyonla katkıda bulunan tüm blogdaşlara şimdiden teşekkür ediyorum. Saygılarımla
Yurdagül ALKAN
Alıntı http://www.aytendirier.com/blog/blog.asp?id=397
Milliyet Blog yazarlarından Emekli Bankacı Yurdagül Alkan, Ocak ayında kutsal bir amaç için MB üyelerine ait öykü-deneme yazılarını bir duyuru ile toplayıp, liste halinde oylamaya koydu. Oylama sonucu 50 öykü-deneme seçilerek basılmak üzere gerekli hazırlıklar yapıldı.
Hayır yapmak amacıyla başlatılan bu girişim, çok farklı bir şekilde sonuçlandı. Haziran başında kitapçılara dağıtılan “Anadolu’dan Seçme Öyküler” kitabının serüvenini Yurdagül Hanım şöyle anlattı:
-Merhaba Yurdagül hanım, öykü kitabı bastırma girişiminizin amacı neydi?
-Merhaba; Ayten Hanım! Bildiğiniz gibi MB’da yazan arkadaşların katkısıyla, geliri Lösemili Çocuklar Vakfına bırakılmak üzere, tüm masrafları tarafımdan karşılanan bir kitap bastırmayı duyurdum. İlgi yoğun oldu, arkadaşların büyük bir kısmı bu hayır işine katkıda bulunmak istedi. Kitabın basımı daha kısa sürede sonuçlanabilirdi, ama bağışlamak istediğim kurumların duyarsızlığı beni çok üzdü… Lösemili Çocuklar Vakfı, isim ve amblemlerinin kullanılmasını istemedi, sadece nakit para istedi. MB adının kullanılması istenmedi. Kadri Kanpak arkadaşımızın girişimiyle TEMA ile bağlantı kuruldu. Sevinerek kabul ettiler, ama öykülerin içinde toprak, çiçek, böcek olmadığını görünce vazgeçtiler. Bende hayrımı başka bir yerde değerlendirmek üzere kitabı bastırdım. Yayınevi İstanbul’da olduğundan görüşmeleri Kadri Bey yaptı. Kitabın adını da o koydu. Burada teşekkürlerimi belirtmeyi görev bilirim.
-Biz de teşekkür ederiz. Hangi yazarların öykü-denemeleri var?
-196 sayfadan oluşan kitapta 50 öykü-deneme yer alıyor.
1- Yasaktır Bizde Anneler Günü- Yurdagül ALKAN
2-Türk Kahvesi- Kadri KANPAK
3-Yolumun Kesistiği Küçük Ama Dev Bir Adamdı- Ata Kemal ŞAHİN
4-Öksüz Yavrunun Annesi- Yurdagül ALKAN
5-Sigara İçenler Artık Ölecekleri Günü Bilecekler- Erol IŞIK
6-İnecek var Son Durakta- Sibel Unur ÖZDEMİR
7-Balkan Şehidimiz Ethem Çavuş'un Mirası- Yurdagül ALKAN
8-Sevgiyle Dindirmek Acıları- Ata Kemal ŞAHİN
9-Kaya- Ali AÇIKÖZ
10-Bizdeki 24 Kasımlar- Yurdagül ALKAN
11-Kanadına Sevgi Yazan Kuş- Cansın EROL
12-Duru'ldu O Gece- Ata Kemal ŞAHİN
13-Hayaller ve Gerçekler- Erol IŞIK
14-Farklı bir Yaşam- Yurdagül ALKAN
15-Can Vermeseydiniz Bana- Sibel Unur ÖZDEMİR
16-Yaşanmış Bir Hikaye- Naile ASLAN
17-Annesinden Nefret eden Kız- Erol IŞIK
18-Mucizevi Bir Olay- Yurdagül ALKAN
19-Anneye bir Gün, Evlada Her Gün- Ali AÇIKÖZ
20-Telepati - Ayten DİRİER
21-Sevgili Kuzenim Mustafa'ya ithafen- Naile ASLAN
22-Göklerde Uçmak- Fahrettin ÇİTİL
23-Çay İkramı- Yurdagül ALKAN
24-Durun, Durun Biraz! - Ayten DİRİER
25-Yüreğime Kor Ateşler Düşürme- Turgut ERBEK
26-Ayşe Bebek- Nurhan ŞAHİN
27-Bir Yakışıklının Hikayesi- Sevilay Gülcek ŞENSÖZLÜ
28-Mutluluk Bakış Açınızda- Sevilay Gülcek ŞENSÖZLÜ
29-Mor Menekşeli Mendil- Tülin AKSOY
30-Asil'in Asaleti- Sema TOPÇU
31-Yağmur- Nilgün AKAD
32-Malatya- Nilgün AKAD
33-Yaşam Sevinci Verebilmek- Hülya GÜLCEK
34-Kavak ağacı ve Kabak - Hülya GÜLCEK
35-Diyen Gitti mi Anne?- Sema ÖZTÜRK
36-Bacak- Emel YEŞİLKAYALI (Sufi-su)
37-Ben de Büyükbaba Oldum- Hakkı UYSAL
38-Hüznü Sevmek- Zühal VOİGT
39-Puslu Yıllar- Işık KAPLAN
40-Geçmişin Dip Akıntıları- Melek ÇORUH
41-Siz Helalleşebildiniz mi?- Talip GİRGİN
42-Mutluluk Öyküsü- Recai ŞAHİN
43-Yine Boza Alıp İçer miyiz Anne?- Sabiha RANA
44-Arnavut Kaldırımları- Selma TAŞDELEN
45-Benim İşim Saymak- Nilüfer VELDET
46-Gülizar Anne- Ruksan İLDAN
47-Her Güzel Şey Sevmekle Başlıyor- Fatma İYİBİLGİN
48-Atatürk, Anıtkabir
49-Halil Ustanın Eşeği- H.Hüseyin Dulun
50-Sevgi Emek İster- Gülgün Karaoğlu
-Kitap hangi yayınevi tarafından basıldı?
-İkinci Adam Yayınları/ Öykü Dizisi, Kadıköy-İstanbul
-Dağıtımı nerede yapılacak?
-D&R
-Böyle yüce bir girişimi düşünen Yurdagül Hanımı tanıtır mısınız?:)
-ANADOLUMUZDAN BİR KADIN
Dünyaya uyuz ebesinin ellerinde merhaba diyerek, kaptığı uyuz hastalığı sebebiyle, sekiz ay anne baba kucağı görmeyen, büyükannesinin şefkatiyle yaşam savaşında direnen, sevgisiz minnacık bir kız çocuğu;
Yeni doğacak kardeşi için babasının "ne yapayım ben kızı, erkek olsun da, taştan çamurdan olsun" diyerek ilk ruhsal yıkıma uğrayan, horlanan bir abla adayı;
Okulda hep başarı beklenen, tatillerde oyunla tanıştırılmayan, şartlara göre büyük-küçük olan ama hep aktif öğrenci;
Eğitimini öğretmenlerinin teşvikiyle, gizlice girdiği sınavları kazanarak devlet okullarında yatılı devam ettirerek, yaz tatillerinde gülçiçeği, tütün ziraati ve hayvancılıkta ailesine yardımcı olduğu;
O yaz tatillerinde ki, henüz nasırlaşmamış narin parmakları kanayana kadar, halı tezgahının başında ümitlerini, ümitsizliklerini ve çaresizliğini ilmek ilmek halının motiflerine dokuyan bir genç kız;
Evde bir takvim olmadığı için çok istediği bölümün sınav gününü kaçıran zavallı;
Daha sonra kazandığı üniversite eğitimine "ekonomik sıkıntı" sebebiyle engel olunan;
Babasını kaybedince "evin babası, küçük kardeşlerinin hamisi" ilan edilen kendi küçük, görevi büyük mes'uliyetli;
Kaderinin kendisine çizdiği yolda, Ülkemizin üç büyük bankasından birinde, çalışma hayatına başlayan;
Kardeşlerinin gelecek güvencesi karşılığı, damat adayına "promosyon" olarak gelin edilen,
İş yaşamında özveri ile çalışmasına karşın "bayan" olduğu için terfilerde engellerle karşılaşan;
Küçük vilâyetlerin sosyal töreleri ve kurumların bu törelerle sıkı bağlantılı kaideleri işlemektedir. Bir kadının şef olmasının zor olduğu sabit fikrini aşmadaki sıkıntıları, inancını yitirmeden, sabırla, çalışmayla göğüsleyen;
Kendini kanıtlamak istercesine, katıldığı mesleki kurslarda dereceli başarılarının yanı sıra dışardan sınavlarla eksik eğitimini tamamlayan,
Efendim, "Anadolu'da bir kadın, bir bayan banka müdiresinden, rica edip kredi talep edemezmiş" fikir zincirini kırıp zorluklarla, beyin gücü ve emeğinin karşılığına kavuşan,
Çocuklarının üniversite eğitimleri sebebiyle aileyi göçe zorlayan bir anne...
İstanbul, yaşaması keyifli, imkanları kısıtlı olanlar için sıkıntılı bir şehir...Burada, ailenin ekonomik gücünü artırmak için, gecenin üçlerine kadar evde ek gelir çalışmaları (imitasyon bijuteriler) yapan bir ev reisi,
Son zamanlarda, toptan gıda dağıtımı ticaretinde, ikinci planda görülen, lojistik güç ve yönetici pozisyonunda aktiviteye devam eden;
Bu vesile ile tanıdığı serbest ekonomi piyasasında, Büyük alış-veriş merkezleri karşısında zaafiyete düşen, yok olma riskiyle karşı karşıya kalan bakkalları, tek logolu, sivil çatı altında toplayarak, onlara ekonomik ve sosyal güç kazandırma yolunda, (onları devasa bir hipermarketin alım ve satım gücüne ulaştırmak) çalışmalarına inançla devam eden,
En son olarak Milliyet Blog yazarlarının öykülerinden oluşan bir kitap çıkarma organizasyonunda aktif rol üstlenen,
Tüm bu sıkıntılardan sonra geldiği noktaya şükrederek inancını besleyen, adaletinden ve dürüstlüğünden taviz vermeyen, yaratılan her canlıyı doğayı, hayvanları, insanları ve yardımlaşmayı çok seven Anadolumuzdan bir kadın...
O, benim işte...
-Teşekkür ederim Yurdagül Hanım… Hayır yapma amacınızın sürekli olmasını, ecrini görmenizi diler; nice başarılı girişimler temenni ederim. Sevgiler, saygılar…
-Ben de teşekkür ederim. Ayten Hanım! ..... Gönül tellerimiz aynı amaçlar için titriyor. Başarılar, esenlikler dilerim.
***
KİTAP TANITIM TOPLANTISI
-12 Haziran 2010
-Saat: 14.00
-Katılım ve bir kitap bedeli 15.00 TL dir. Salon 150 kişi kapasitelidir.
Gerektiğinde: Yurdagül ALKAN ’ A mesaj yazarak veya 0 538 528 39 81 den iletişim kurulabilir.
-ADRES: İst-Beyoğlu-İstiklal cad. (Taksim-Galatasaray arasında) Ayhan IŞIK sok. no: 6 kat: 3-4 İktisatlılar(İÜ. İFMC lokali) 0 212 292 60 64
Hobi birliğinde olduğumuz MB camiasını bekliyoruz… Gönüller dolusu selam ve sevgilerimizle.. Yurdagül ALKAN – Kadri KANPAK
PROGRAM
-14.30’da M.Talip GİRGİN’in konuşması
-14.35’te Nejdet GÜRÇİFÇİ’nin konuşması
-14.40’ta Yayın Danışmanım Kadri KANPAK'ın konuşması
-Yurdagül ALKAN’ın teşekkür konuşması
-3 katılımcının konuşması
Kitapta öyküsü yayınlanan ve motivasyonla katkıda bulunan tüm blogdaşlara şimdiden teşekkür ediyorum. Saygılarımla
Yurdagül ALKAN
Alıntı http://www.aytendirier.com/blog/blog.asp?id=397
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)